Türkçeyi Hissediyorum, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi’nin “Türkçeyi Hissediyorum.” projesine ait bir web günlüğüdür. Proje, yurt dışında doğan, yaşam, bilgi ve deneyimleri yaşadıkları ülkenin diliyle biçimlenen “üçüncü kuşak”tan bir grup gence, dil aracılığıyla ulaşmayı; onlara, Türkçenin söz varlığını ve anlatım zenginliğini hissettirmeyi hedeflemektedir.

Yaşamın Sözcükleri (ODTÜ Lise) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşamın Sözcükleri (ODTÜ Lise) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2010

hayata kopmaz kökler salmak...-2


"İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya" (Ataol Behramoğlu)

Özgürlük Nedir? Hayata kopmaz kökler salmak özgürlüğün tanımı ile çelişir mi?

Kiraz çiçeklerinin meyveye durduğu bu mevsimde ortak köklerimizden güç alarak yeni sürgünler vereceğiz. Sizler nerelerde yeni sürgünler vermeyi hedefliyorsunuz?

Özgürlük, güçlülüktür. Bir yerden güç alabilirsek istediğimizi yapabiliriz. Kökler, özgürlüğümüzü yaşamak için gerekli gücü almamızı sağlar, kiraz çiçeklerinin kiraza dönüşmesi için güç sağlar. Kirazlar da özgürlüğün meyvesidir. Yeni sürgünler nerede beslenecekse orada sürgün vermeli. Bunu seçmek de özgürlüktür. (Beril)

26 Nisan 2010

hayata kopmaz kökler salmak...-1


"İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya" (Ataol Behramoğlu)

Özgürlük Nedir? Hayata kopmaz kökler salmak özgürlüğün tanımı ile çelişir mi?

Kiraz çiçeklerinin meyveye durduğu bu mevsimde ortak köklerimizden güç alarak yeni sürgünler vereceğiz. Sizler nerelerde yeni sürgünler vermeyi hedefliyorsunuz?

Özgürlük, hayatı; sınır tanımadan, kendi istediğin gibi, bazen bir yaşlı gibi yavaş yavaş bazen de bir delikanlı gibi koşarak fakat varoluş amacını hiçbir zaman unutmadan yaşamak ya da yaşayabilmektir. İnsan hayata tabiki de kökler salmalı ve bu köklere bir ölçüde bağlı kalmalıdır. Bence bu kökler özgürlüğün tanımıyla çelişmez. Çünkü biz zaten saldığımız o köklerle bir bütünüzdür. Bu nedenle o köklerle birliktr özgür olmayı bilmeliyiz.(Ezgi)

18 Nisan 2010

yaşarken öğreniyorum ki-5

"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği" (Ataol Behramoğlu)
Sizin şimdiye kadar yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz….. Üç anahtar kavram ve nedeni…

Hızla akıp giden nehir suyunda sürüklenirken ömrüm bir yanda kayıplarım diğer yanda içselleştirip kimselerin dokunmasına izin vermediğim değerlerim… Ya kayıplarım fazlaysa endişesiyle tartıyorum yaşamımın iki zıt kutbunu. Kalbini kırdıklarımı, yarım kalan aşklarımı, yanağından bir damla gözyaşı düşmesine neden olduklarımı koyuyorum önce teraziye. Çok ağırlar. Bu gerçek yüzüme bir tokat gibi çarpıyor. Suskunlaşıyorum. Dalgınlaşıyorum. Bir süre sonra toparlanıp ‘Kendine gel! Şimdi tartının diğer koluna değerlerini koyma zamanı. Korkma!’ diyorum. Elimin titremesine engel olamayarak güldürdüğüm dostlarımı, omzumu verdiğim insanları, pişmanlıklarımı koyuyorum terazinin diğer koluna. Nasıl olur? Değerlerim daha ağır! Uzun uzun düşünüyorum bunu sağlayan şey ne diye. Geçmişimdeki bu kadar kaybı en aza indirgeyen şey ne olabilir? Sonra birden farkına varıyorum. O kelime ‘pişmanlık’. Evet, çok hata yapmışım bu hayatta ama yine de bir yolunu bulup açtığım yaraları merhemleyebilmişim. Yani pişman olup olgunlaşabilmişim. Şimdi yaşamıma hiç yara açmadan olgunlaşabilmiş biri olarak devam etmek isterdim. Fakat yinede geçmişte yanlışlarımı düzeltebilmek için uğraştığımı bilmek bu burukluğuma merhem oluyor.(Neslihan)

yaşarken öğreniyorum ki-4


"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği" (Ataol Behramoğlu)
Sizin şimdiye kadar yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz….. Üç anahtar kavram ve nedeni…

Şu an olduğum kişi olmamı sağlayan bir çok etken var aslında, yalnızca üç tanesini açıklamak zorunda olmak beni gerçekten zorluyor. Yine de, şimdiye kadar yaşadıklarım bana özellikle güvenin, sevginin ve bağımsızlığın önemini öğretti.

Yaşamımda güvenin yeri aslında çok geriye dayanıyor. Ne yazık ki çocukluğumda temellenen, aileme karşı duyduğum güven ihtiyacı bugün hala değişmiş değil. Bunun yanı sıra, çok yakın bir zamana kadar dostum dediğim insanların gerçek yüzlerini gördüm, bu nedenle güvenin özellikle arkadaşlık ilişkilerinde ne denli büyük bir yeri olduğunu şimdilerde keşfediyorum.

17 Nisan 2010

yaşarken öğreniyorum ki-3


"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği" (Ataol Behramoğlu)
Sizin şimdiye kadar yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz….. Üç anahtar kavram ve nedeni…

Düşünmek, inanmak ve yabancılık. Belki bu üç sözcük hayattan öğrendiğim en önemli şeyleri temsil etmiyordur. Yine de benim için önemliler.

Yabancılıktan başlayayım. Nedense insanları tanımak, bana her zaman korkutucu gelmiştir. Çünkü insanları tanımak, onların aslında görmek istemediğiniz kişiler olduklarını gösterebilecektir size. Tabii bu yabancılık sadece size yabancı olanları değil, sizin yabancılığınızı da kapsıyor. Hiç fark ettiniz mi bilmiyorum; ama hislerinizi hiç tanımadığınız birine anlatmak daha kolaydır her zaman. Belki de psikologlar bu yüzden vardır. Belki de tanıdığım insanların bu yazıyı okumamasını isteyişim de bu yüzdendir.

yaşarken öğreniyorum ki-2

"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği" (Ataol Behramoğlu)
Sizin şimdiye kadar yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz… Üç anahtar kavram ve nedeni…

Benim, yaşadıklarımdan öğrendiklerim…Hissetmek, hata yapmak, alışmak. Hissetmek her şeyi, her duyguyu. Sinirlenmek ağlamak istercesine, sevmek her şeyini verecek kadar, ve birlikte olmanın mutluluğunu tatmak derinlerde bir yerlerde. Hataların farkına varmanın olgunluğu, büyümek yıllar, yaşlar, hatalar geçtikçe. Alışmak, en alışılmaz denene bile. Uyum sağlayıvermek çevreye, yeniliklere, yeni yüzlere ve farkında olmadan bağlanabilmek, birkaç ay öncesine kadar belki de tanımadığınız kişilere. (Gizem)

16 Nisan 2010

yaşarken öğreniyorum ki-1

"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği" (Ataol Behramoğlu)
Sizin şimdiye kadar yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz… Üç anahtar kavram ve nedeni…

Hayat çok değerlidir, bize verilmiş bir armağandır, doya doya yaşamalıyız; sizce de böyle değil midir? Bir söz vardır. “Geçmişe dönük ‘keşke’lerle yasamaktansa, geleceğe dönük ‘belki’lerle yaşamayı tercih ederim”. Yapmadığım şeylerden dolayı ileri de keşke demek istemediğimden bugünden önlemimi almaya çalışıyorum. Hayatın bize sunduğu her şeyi kabul etmeliyiz, denemeliyiz. Bunlardan kaçmamalıyız. (Beril)

12 Nisan 2010

sizi diğerlerinden ayıran bir hikâyeniz olsa...-3


Yaşam aslında ne kadarda sahtekar. Bugün benim dediklerin, hiç utanmadan, hiç üzülmeden duygusuzca çeker alır senden. Oysa başta çok gerçekti değil mi? Her kafanı kardırdığında onu yanında görebiliyordun. Evet, gözün açıkken oradaydı işte ama peki ya kapalıyken? Düşün ki ufacık kapadın gözünü, çok kısa... Açtığındaysa artık o yoktu. Oysa siz değil miydiniz daha dün çay bahçesinde eskileri konuşup gülüşen? Daha yapacak çok şeyiniz vardı, çok erken... Neden ki bu gidiş? Onu hayatının bir parçası sanmıştın ama bak şimdi hayatınla baş başa kaldın. Ağla, en sevdiği oyuncağı kırılmış bir çocuk gibi ve git bir fotoğraf bul ona ait olan. Uzun uzun bak fotoğrafa ama dur sakın bunu anıları taze tutmak için yapma! Onun yüzündeki en ufak bir çizgiyi bile unutmamak için yap. Sonra aniden kapa gözlerini! Hayal et! İstediğin gibi bir son yaz düşünde ya da hiç son yazmada sonsuza götür bu beraberliği. Ne duruyorsun, korkusuzca hayal et! İnan bana düşlerin gerçekten senin!!! (Neslihan)

sizi diğerlerinden ayıran bir hikâyeniz olsa...-2


Bazen kalem ellerimizdedir. Tamamen bizim karalamalarımız oluverir hayat. Sözcükler mi karalamak istiyoruz o boş kağıda, yoksa anlamsız, rastgele, başıboş çizgiler mi? Bir anlam mı yüklemek istiyoruz o 80, 85, bilemedin 90 yıla, yoksa ‘anı yaşamak’ denen çılgınlığa kapılıp; hayatı peşimizden sürükleyeceğimize, onun da kolumuzdan tutmasına izin vermek mi kimi zaman? Plansız, gündelik, kaygısızca. Evet, herkes ara sıra kontrolü bırakıp otomatik pilota almak ister hayatını, ama bence ona yön vermekten yorulduğunda yapmalı insan bunu yalnızca. Yüklediği anlamlar, değerler, ulaşmak istediği hedefler hep olmalı. Romanlara konu olacak bir hayat yaşamasak da, “Hayatımı yazsam roman olurdu.” demesek de çoğu zaman, yaşamımız kendi romanımızdır aslında. Kıssadan hisse ile bitmese bile, biz romanın hem yazarı, hem de ana karakteriyizdir. Yavaş yavaş oluşturduk giriş bölümünü, gelişme daha yeni başlıyor bizim için…(Gizem)

sizi diğerlerinden ayıran bir hikâyeniz olsa...-1


"Benzemezken bir anımız diğerine,
Israrla bizde bir simetri arayışı

Bir düzene sokabilmek karmaşayı hep
Kafiyeli yaşamak istiyor insan hayatı,
Akılcı bir kurgu, ince bir öykü özlüyor,
Dal budak saldıkça hayatın yeşil ağacı.
Ahenk arıyoruz her şeye rağmen ömrümüzde:
Her bölümünde kendine has bir müzik
Ve aynı vezin dizelerin tümünde;
Yumuşak bir giriş, uyumlu bir gelişme
Ve her şeyden önemlisi, mantıklı bir son,
Kıssadan hisse." (Roni Margulies, "Uzaklıklar")

Hayatta esas olan kendi hayat hikâyemizi oluşturmaktır. Herkesin hayatı kendine özgüdür. Başkalarının hayatından ders çıkarmaktır kısadan hisse. Derler ya insan hata yapa yapa öğrenir. Bu doğrudur; ancak çok büyük yanlışları daha önceden yapan birisinden öğrenmek, o hatayı tekrarlamamak gerekir. Büyük bir hata insanın hayatını sonuna kadar değiştirebilir. Hayat direk kısadan hisse olmamalıdır. Biraz da kendimiz bir şeyler katmalıyız. Kendimize ait bir şeyler olmazsa başkasının hayatını yaşamış gibi oluruz. Ben bunu istemiyorum. Bence herkesin kendine özgü bir hayat hikâyesi olmalı. Herkes birbirinden farklı olmalı.(Beril)

03 Nisan 2010

maskeleme-2


Sahi, hangisi daha yorucudur; maskeyle yaşamak mı, maskesiz yaşamak mı? Maskelerin çıktığı noktada başlayan nedir?

Maske gerçekleri saklamak, onları olduklarından farklı göstermek için kullandığımız bir araç gibidir. Maskenin her an arkasına saklanıp gerçeklerden kaçabiliriz. Maskelerin olduğu yerde gerçeğe ulaşmak zordur, gerçekler kaybolur gider. Hem maskeyi takan, hem de ona bakan aldanmaktadır. Dışarıdan maske güzel ve süslüdür. Arkasındakini ancak tahmin edebiliriz, ama hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz. Bazen maske arkasında çirkin bir şey saklar, ama o zaman bile gerçekleri saklamak haklı gösterilemez. Gerçeklerle yüzleşebildiğimiz kadar güçlü oluruz. (Beril)

maskeleme-1


Sahi, hangisi daha yorucudur; maskeyle yaşamak mı, maskesiz yaşamak mı? Maskelerin çıktığı noktada başlayan nedir?

Maskelerin çıktığı yerde… Sorduğunuz zaman hep aynı cevabı alırsınız: dürüstlük, gerçekler, acı… Aslında maskenin çıktığı yerde başlar yalanlar...Evet; çünkü asıl yalanlar o maskelerin ardındadır. Maskeler sadece yalanları saklamak için kullanılır. Yani yalan ‘söylemek’ ise, maske ‘söylememek’tir. Biri sizin gerçek kimliğinizi keşfettiği anda, o kişinin daha derine inememesi için başlar yalanlar.

28 Mart 2010

dışarıdan bakınca...


Kendinizi birkaç tümceyle tanıtmanız istenseydi, sözcükler sizden ne taşırdı?
Bir yabancının gözüyle Türkiye'nin ilgi çekici yemeği ne olurdu?
Anlatabildiğimiz kadar mı varız yoksa yaşayabildiğimiz kadar mı?
 
Bu sorular birlikte çalıştığımız öğrencilerimizi tanıtmaya yönelik...

Birçok insan sorar; "Kendini birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsın?' diye. Ben böyle bir soruyla karşılaştığımda; 'Sen beni birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsın?' yanıtını veriyorum; çünkü, kendimi sıfatlaştırdığımda karşımdakinin bende kimsenin keşfedemediklerini gün yüzüne çıkarma isteğini ve olanağını azaltacağıma inanıyorum.

Bir yabancının gözünden en ilginç yemek "iskender kebap"tır. Bu yemeği ilginç kılan, sadece yemeğin lezzeti ve görünüşü değil, bizlerin yemeği yerken aldığımız haz, mimiklerimiz ve o çocuksu heyecanımız, bu ilginçliği oluşturan parçalardır. O kokuyu alınca içimiz söyle bir cız eder. Sabırsızca çatalımızı tereyağli sosuyla tam bir kültür harmanı olusturmuş o leziz yemeğe batırırız.
 
Insan anlatabildiği kadar vardır; çünkü, anlatabilen insan zaten zamanında yaşamış olan insandır. Yazabilen insan, yaşamı damarlarında hisseder ve hissettiklerini kaleme alarak okurlarının da yaşamı daha derinden algılamalarına olanak saglar. (Neslihan)


26 Mart 2010

adım öfkedir-4


İstediğiniz bir şey olmadığında ne hissedersiniz? Hiç şüphesiz öfke ve kızgınlık. Öfke daha çok egoyla ilgilidir ve kişi engellendiğinde ortaya çıkar. Herhangi bir konuda hırslandığımızda egomuz bize ne olursa olsun başarıyı elde etmemiz gerektiğini emreder. Yoluna bir şey çıktığında, dolayısıyla da engellendiğinde öfkelenir. Öfke, yaratıcısı ego tarafından beslenerek büyür.

adım öfkedir-3


“Öfke insanların veya hayvanların algıladıkları bir tehdit veya hakaret karşısında sergiledikleri düşmanlık duygusudur.” Öfkenin sözlük tanımından da yola çıkarak; “yalan, güvensizlik, aldatma, sözünde durmama” gibi durumlarda ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Kısacası birisine karşı hissedilen güvensizlikten doğan bir duygudur “öfke”. Peki, öfke ne değildir? Saldırgan olmak değildir, olmamalıdır. Şiddetin bahanesi değildir. İntikam yolu da değildir. İnsanların kontrol etmekte en çok zorlandıkları duygudur öfke. Esasında soyut olan bir duyguyu şiddete başvurarak somutlaştırmak değildir. Öfke asla somut bir hal almamalıdır.

adım öfkedir-2


‘Öfke’, öyle bir iki dakikada ortaya çıkan duygulardan değildir. Bu duyguyu zamanında yaşanmış küçük kızgınlıklar, üzüntüler birleşerek ortaya çıkarır.

Örneğin; bir ağacın nasıl oluştuğunun düşünün. O dev gibi koskocaman ağacı oluşturmak için aslında sadece minicik bir tohum attığınızı ve her gün, düzenli olarak onu suladığınızı… Siz her gün onu sulamaya devam edersiniz, hatta belki kimi zaman da ona gübre verirsiniz ve birgün gelir o koskocaman bir ağaç olur, aslında siz ona her gün su verirken o biraz daha büyümüştür; ama siz anlayamamışsınızdır ve işte beklenen gün gelir, artık ilkbahar zamanıdır. İşte o uzun zamandır beklenilen, ağacınızın çiçeklerinin patlama günü gelmiştir…

25 Mart 2010

adım öfkedir -1


"-Adınız nedir ve makamınız nerededir? Ne uğursuz kavimsiniz.
-Adım öfkedir ve makamım başta, beyindedir.
Hz.Adem:
-Baş, akıl yeridir; senin başta yerin yoktur, dedi.
O şahıs:
-Ben gelince akıl gider,dedi." (Hacı Bektaş Velî, Makâlât)

Öfkenin dilini sorduk öğrencilerimize ve böyle zamanlarda, "neyse.."nin, hangi duyguların, düşüncelerin geçiştirilmişliğin, söylenmemişliğin, söylemekten vazgeçişin dildeki yansıması olabileceğini düşünmelerini istedik.



17 Şubat 2010

bağlanmak ve bağımsızlık üzerine-5


Bağlanabilmek için bağımsız olmak gerekir mi sahiden?

Bağımsızlık maddi ve manevi anlamda özgür olmaktır ve bağımsızlık insana bireysel özgürlükler verir. Düşünme özgürlüğü, sevme özgürlüğü, hissetme özgürlüğü gibi.

Bağlanmak özgürlüğün bitişi anlamına gelir mi? Hayır! Bir insan sevdiği biriyle bir ilişki içindeyse ona bağımlı değildir.

bağlanmak ve bağımsızlık üzerine-4


Bağlanabilmek için bağımsız olmak gerekir mi sahiden?

Eğer bu söze metinden bağımsız olarak bakarsak anlayacağımız şey, özgür irademiz olmadan birine bağlanamayacağımızdır. Eğer birini sevmek zorundaymış gibi hissedersek, o kişiye asla tam olarak bağlanamayız. Zorlama hissi bizi o kişiye her yakın hissedişimizde bizi ondan soğutur ve sevgiyi imkansız hale getirir.

bağlanmak ve bağımsızlık üzerine-3


Bağlanabilmek için bağımsız olmak gerekir mi sahiden?

İnsanların çoğu hayatları boyunca bir yere veya bir kişiye ait olma duygusu içinde yaşarlar. Aitlik duygusu bağlılık duygusuyla ilgilidir ve insanların anlamadıkları veya reddettikleri gerçek, asıl bağlılıklarının geçmişlerine ait olduğudur. Küçük çocuklar tek bir oyuncakla asla uzun süre oynamazlar; çünkü zaman kavramları yoktur.