Türkçeyi Hissediyorum, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi’nin “Türkçeyi Hissediyorum.” projesine ait bir web günlüğüdür. Proje, yurt dışında doğan, yaşam, bilgi ve deneyimleri yaşadıkları ülkenin diliyle biçimlenen “üçüncü kuşak”tan bir grup gence, dil aracılığıyla ulaşmayı; onlara, Türkçenin söz varlığını ve anlatım zenginliğini hissettirmeyi hedeflemektedir.

Sedef Özbay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sedef Özbay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2010

yaşarken öğreniyorum ki-3


"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği" (Ataol Behramoğlu)
Sizin şimdiye kadar yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz….. Üç anahtar kavram ve nedeni…

Düşünmek, inanmak ve yabancılık. Belki bu üç sözcük hayattan öğrendiğim en önemli şeyleri temsil etmiyordur. Yine de benim için önemliler.

Yabancılıktan başlayayım. Nedense insanları tanımak, bana her zaman korkutucu gelmiştir. Çünkü insanları tanımak, onların aslında görmek istemediğiniz kişiler olduklarını gösterebilecektir size. Tabii bu yabancılık sadece size yabancı olanları değil, sizin yabancılığınızı da kapsıyor. Hiç fark ettiniz mi bilmiyorum; ama hislerinizi hiç tanımadığınız birine anlatmak daha kolaydır her zaman. Belki de psikologlar bu yüzden vardır. Belki de tanıdığım insanların bu yazıyı okumamasını isteyişim de bu yüzdendir.

12 Nisan 2010

sizi diğerlerinden ayıran bir hikâyeniz olsa...-1


"Benzemezken bir anımız diğerine,
Israrla bizde bir simetri arayışı

Bir düzene sokabilmek karmaşayı hep
Kafiyeli yaşamak istiyor insan hayatı,
Akılcı bir kurgu, ince bir öykü özlüyor,
Dal budak saldıkça hayatın yeşil ağacı.
Ahenk arıyoruz her şeye rağmen ömrümüzde:
Her bölümünde kendine has bir müzik
Ve aynı vezin dizelerin tümünde;
Yumuşak bir giriş, uyumlu bir gelişme
Ve her şeyden önemlisi, mantıklı bir son,
Kıssadan hisse." (Roni Margulies, "Uzaklıklar")

Hayatta esas olan kendi hayat hikâyemizi oluşturmaktır. Herkesin hayatı kendine özgüdür. Başkalarının hayatından ders çıkarmaktır kısadan hisse. Derler ya insan hata yapa yapa öğrenir. Bu doğrudur; ancak çok büyük yanlışları daha önceden yapan birisinden öğrenmek, o hatayı tekrarlamamak gerekir. Büyük bir hata insanın hayatını sonuna kadar değiştirebilir. Hayat direk kısadan hisse olmamalıdır. Biraz da kendimiz bir şeyler katmalıyız. Kendimize ait bir şeyler olmazsa başkasının hayatını yaşamış gibi oluruz. Ben bunu istemiyorum. Bence herkesin kendine özgü bir hayat hikâyesi olmalı. Herkes birbirinden farklı olmalı.(Beril)

03 Nisan 2010

maskeleme-1


Sahi, hangisi daha yorucudur; maskeyle yaşamak mı, maskesiz yaşamak mı? Maskelerin çıktığı noktada başlayan nedir?

Maskelerin çıktığı yerde… Sorduğunuz zaman hep aynı cevabı alırsınız: dürüstlük, gerçekler, acı… Aslında maskenin çıktığı yerde başlar yalanlar...Evet; çünkü asıl yalanlar o maskelerin ardındadır. Maskeler sadece yalanları saklamak için kullanılır. Yani yalan ‘söylemek’ ise, maske ‘söylememek’tir. Biri sizin gerçek kimliğinizi keşfettiği anda, o kişinin daha derine inememesi için başlar yalanlar.

29 Mart 2010

merhaba, ben....


İlk iletişim e-postalarını istediğimizde, blog'a taşımak gibi bir niyetimiz yoktu. Ama öğrencilerimizin, başka bir ülkeye, hiç tanımadıkları adreslere, Türkçenin tınısıyla seslerini taşımasını da e-postalarda bırakmak istemedik. Bu, olabildiğince gerçekti çünkü; "Tanımadığınız bir insana kendinizi nasıl anlatırdınız?" diye sormuştuk ya... Bu da tam olarak nasıl tanıttıklarının yanıtıdır aslında:)

28 Mart 2010

dışarıdan bakınca...


Kendinizi birkaç tümceyle tanıtmanız istenseydi, sözcükler sizden ne taşırdı?
Bir yabancının gözüyle Türkiye'nin ilgi çekici yemeği ne olurdu?
Anlatabildiğimiz kadar mı varız yoksa yaşayabildiğimiz kadar mı?
 
Bu sorular birlikte çalıştığımız öğrencilerimizi tanıtmaya yönelik...

Birçok insan sorar; "Kendini birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsın?' diye. Ben böyle bir soruyla karşılaştığımda; 'Sen beni birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsın?' yanıtını veriyorum; çünkü, kendimi sıfatlaştırdığımda karşımdakinin bende kimsenin keşfedemediklerini gün yüzüne çıkarma isteğini ve olanağını azaltacağıma inanıyorum.

Bir yabancının gözünden en ilginç yemek "iskender kebap"tır. Bu yemeği ilginç kılan, sadece yemeğin lezzeti ve görünüşü değil, bizlerin yemeği yerken aldığımız haz, mimiklerimiz ve o çocuksu heyecanımız, bu ilginçliği oluşturan parçalardır. O kokuyu alınca içimiz söyle bir cız eder. Sabırsızca çatalımızı tereyağli sosuyla tam bir kültür harmanı olusturmuş o leziz yemeğe batırırız.
 
Insan anlatabildiği kadar vardır; çünkü, anlatabilen insan zaten zamanında yaşamış olan insandır. Yazabilen insan, yaşamı damarlarında hisseder ve hissettiklerini kaleme alarak okurlarının da yaşamı daha derinden algılamalarına olanak saglar. (Neslihan)


25 Mart 2010

adım öfkedir -1


"-Adınız nedir ve makamınız nerededir? Ne uğursuz kavimsiniz.
-Adım öfkedir ve makamım başta, beyindedir.
Hz.Adem:
-Baş, akıl yeridir; senin başta yerin yoktur, dedi.
O şahıs:
-Ben gelince akıl gider,dedi." (Hacı Bektaş Velî, Makâlât)

Öfkenin dilini sorduk öğrencilerimize ve böyle zamanlarda, "neyse.."nin, hangi duyguların, düşüncelerin geçiştirilmişliğin, söylenmemişliğin, söylemekten vazgeçişin dildeki yansıması olabileceğini düşünmelerini istedik.



16 Mart 2010

"bize bol bol ziya kucakla getir"


Tevfik Fikret'in İskoçya'ya öğrenci olarak gönderdiği oğlu Halûk'tan tek beklentisi, Avrupa'nın birikiminden ülkesinin yarınlarına katkı sağlayacak bir donanımla dönmesiydi. Genç bir oğulu uğurlarken, karşılaşabileceği zorlukların farkındaydı; ancak, hedef, zorlukların çok üstünde bir çabayı hak edecek kadar değerliydi....

Bu geçit işte böyle dar, mu'vec;
Ey şetâretli yolcu, sen yürü, geç.
Sen bu menhelde kalma, sıçra, atıl,
Bir ziya kârbânı bul ve katıl.
Gez, dolaş, kâ'inât-ı efkârı,
-Dâ'imâ önde, dâ'imâ yukarı!
Pür-tehâlûk, hayât ü kuvvetten
Ne bulursan bırakma: san'at, fen,
İ'timâd, i'tinâ, cesaret, ümîd,
Hepsi lâzım bu yurda, hepsi müfid...
Bize bol bol ziya kucakla, getir:
Düşmek etrafı görmemektendir.
(...)
Ey şetâretli yolcu, gün kısadır,
Gece ba'zan mahûf olur; lâkin
Sen cesur ol, gayur ol. En sakin
Yolculuk uykudur. Büyük kuşlar
Yenecek dalga, yok, kasırga arar.
İşte bir yol ki hep çakıl ve diken;
Geçeceksin yarın bu yoldan sen...

28 Şubat 2010

"ama bu haksızlık'" mı gerçekten?-4


İnsanlar hep kendilerinin haksızlığa uğradığını düşünürler. Bunun birden fazla nedeni vardır;çünkü bu hem kişiye hem de çevreye bağlıdır.

İnsanlar genelde yaşantılarını çevrelerinden saklar ve olduğundan farklı gösterirler; hatta, herkesin böyle yaptığını düşünürler. Örneğin ben, annemle yaşadığım sorunların sadece benim ailemde yaşandığını düşünürdüm; fakat bir konuşma sırasında arkadaşlarımın da annelerinin benzer davrandığını öğrendim.

19 Şubat 2010

çizgilerin söylediği-4


Edebiyat her türlü kapıyı açan anahtar gibidir. Öyle kapılar ki sizi her türlü dünyaya götürebilir. Bu dünyalardan biri sizi bilinmeyen denizlere götürürken bir diğeri sizi kendi sınırlarınızı aşmanızla yardımcı olabilir. Sözler bir kuşkanadı kadar narin olup, içimizi ısıtabilir ya da bir çekiç kadar sert olup değdiği yeri kırabilir. Bir başkası dünyaların ötesine; hayal dünyalarına ulaşmanıza yardım eder. Yalnızca birkaç harfin bir araya gelmesiyle neler neler anlatılabileceğini gösterir size.

Bazen de edebiyatı bilgiye ulaşmakta kullanırız. Bu bilgi tuğladan bir duvar da olabilir, yalnızca bilginizle aşabileceğiniz bir bilgi duvarı da. Bir gelişmişlik simgesidir edebiyat ve sınırları aşmamızı, bilgimize

17 Şubat 2010

bağlanmak ve bağımsızlık üzerine-4


Bağlanabilmek için bağımsız olmak gerekir mi sahiden?

Eğer bu söze metinden bağımsız olarak bakarsak anlayacağımız şey, özgür irademiz olmadan birine bağlanamayacağımızdır. Eğer birini sevmek zorundaymış gibi hissedersek, o kişiye asla tam olarak bağlanamayız. Zorlama hissi bizi o kişiye her yakın hissedişimizde bizi ondan soğutur ve sevgiyi imkansız hale getirir.

limanlar ve dostlar-3


"Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanlari gibi"

Bu dizelerin anlamı insanların dosta ihtiyaç duymasıdır. Bir gemi liman olmadan da var olabilir; fakat hem işi çok zor olur hem de asla duramaz. Arkadaşlar da insanlar için aynı limanlar gibi bir durak noktasıdır. Onların rahatlamalarını sağlar ve hayatlarını kolaylaştırırlar.

15 Şubat 2010

bisiklet ve yaşam yazıları-1


Aslında yaşam bisiklete binmek gibidir; çünkü...

...siz pedal çevirmedikçe ilerlemeniz olanaksızdır. Siz denemedikçe kimse, size ne kadar yardım etmeye çalışırsa çalışsın, başarmanızı sağlayamaz. Mesela yaşama üç tekerlekli bisikletle başlarız. Bazı insanlar bırakamaz üç tekerlekli bisikleti. Bazen bırakmak istemezler; çünkü korkarlar karşılarına çıkabileceklerden. Bazen de aileleri izin vermez.