Türkçeyi Hissediyorum, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi’nin “Türkçeyi Hissediyorum.” projesine ait bir web günlüğüdür. Proje, yurt dışında doğan, yaşam, bilgi ve deneyimleri yaşadıkları ülkenin diliyle biçimlenen “üçüncü kuşak”tan bir grup gence, dil aracılığıyla ulaşmayı; onlara, Türkçenin söz varlığını ve anlatım zenginliğini hissettirmeyi hedeflemektedir.

Türkçeyi Hissediyorum:2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçeyi Hissediyorum:2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Mayıs 2012




4- Öyküde adı geçen Baudelaire’in Albatros şiirinde ne anlatmaktadır ve bu şiirle İznikli Leylek arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Yazınız.

Bu şiirde tayfalar Albatros kuşlarına hoyratça davranmaktalar, sırf eğlenmek uğruna onları aşağlamaktan kaçınmıyorlar. İki kuşun ortak noktası insanlara karşı çaresiz kalmaları.



   5-Uçabilse öbürlerinden başka bir leylek olmayacak, üzerinde fikir yürütüp, hakkında hikâye
       yazılmayacaktı. Kaldı ki, o takdirde daha mesut olacağı da söylenemez. Çünkü, öyle değil mi,
          yeryüzünde hiçbir şey, istediğini ele geçirmek kadar hayal kırıcı değildir.”

   a)Öyküden alınmış yukarıdaki parçadan hareketle, edebiyat metinlerine konu olan kişilerin özellikleri hakkında neler söylenebilir? Açıklayınız.


Edebiyat metinlerine konu olan kişiler coğu zaman diğerlerinden farklı özelliklere sahiplerdir. Hayatlarında trajik olaylar olmuş ve bu nedenle ilgi cekmişlerdir. Onların hikayeleri diğer insanlara birseyler öğretebilecek olduğu için, edebiyatçılar tarafından yazılır.


 b) Yukarıdaki parçanın son cümlesinde (“Yeryüzünde hiçbir şey, istediğini ele geçirmek kadar hayal kırıcı değildir.”) yazarın ne ifade etmek istediğini açıklayıp bu düşünceyi işleyen bir metin oluşturunuz.

Insanlar her zaman istediklerine ulaşınca hayatlarının nasıl değişeceğine dair hayaller kurarlar. Çoğu zaman o hayalleri aşırı derecede süslerler ve hedeflerine ulaşınca hayatlarında hiçbir sorun kalmayacakmış gibi hissederler. Bazen zaten gerçekleşmeyeceğini bildiği için abartıya kaçar ve gerçekçi olmaktan çıkar insan. Fakat gerçekçi olmasa bile kurulan düşler bir hedef oluşturur. Hedefler her zaman motivasyon demektir. Hedefıne ulaşmak isteği ile çalışırsın, çabalarsın tüm enerjini ve sevgini bu işe adarsın. Nekadar çok çabalarsan, beklentilerin de o kadar çok artar ve bir gün bakmışsın ki tamamen kapılmışsın hayaline. Hatta bazen sanal bir dünya oluşturursun kafanda ve her şeyi detaylı bir şekilde planlarsın.Şimdiki zamanı dikkate almazsın ve gelecek için etrafındaki insanlara komple farklı karakterler bulursun. Hedefine ulaştıktan sonra herkesin sana farklı ( daha iyi ) davranacağını sanırsın. İnsanların sonunda hayal kırıklığına uğramasının nedenide bu bence. Herşeyi çok detaylı planlamaları ve bu nedenlede sabit fikirli olmaları.''İstediklerimi ele geçirince hayatım böyle olacak '' düşüncesi üzüntüye varacak olan yolun başlangıcı.'' Herşey olabilir ve hatta hoşuma gitmeyecek bir sonuç bile alabilirim'' düşüncesi ilk başta kulağa negatif gelebilir, fakat bu tarz bir insanın gerçekci olduğunu gösterir ve onu en iyi şekilde hayal kırıklıklarından korur. Bu konuda kendi hayatımdan bir örnek verebilirim :
Ben birinci sınıftan dokuzuncu sınıfa kadar ( yani dokuz sene boyunca ) ilerde ilk okul öğretmeni olacağıma emin idim. Benim ilk okuldaki günlerim çok şahane geçmiş idi ve okulumdan ayrılırken çok üzülmüşdüm. ''İlk okul '' kelimesine her zaman pozitif anılarla bağlantı kurdum ve öğretmenliğe başlayınca eski günlerime geri dönecekmişim gibi hissettim. Faktat dokuzuncu sınıfta üç hafta boyunca eski okulumda öğretmen asistanı olarak çalıştığımda hayal kırıklığına uğradım. Öğretmenlik  meslek olarak tabiki hayal kırıklığına uğratmadı beni. Hayal kırıklığımın nedenleri çok basit idi : değişiklikler. Eski sınıfım artık kütüphane olarak kullanılıyordu ve benim öğretmenim başka bir sınıfa geçmiş idi. Okulun müdürü değişmiş ve bir sürü yeni öğretmen gelmiş idi. Çocukların huyu suyu değişmiş idi. Okulun programı ve saatleri bile farklı idi ! Bunlar aslında tabiki zaman ile gelen normal gelişimler. Fakat ben meslek hayatımı ve o ortamı okadar ince detaylı göz önüne getirmiş idim ki, en küçük farklılıklar bile benim hayal kırıklığı yaşamama sebep oldu. Şimdi anladımki, ilk okul öğretmeni olmak isteme hayalim gerçekci olmayan ve çoktan geçmişde kalmış bir fantezi üzerine kurulu. Onun icin bu plandan vaz geçtim.
Bazen tamı tamına istediği şey olsa bile yine hayal kırıklığına uğrayabilir insan. Çünkü istediğine ulaştığın an aynı zamanda hedefini ve o hedef için olan motivasyonunu kaybettiğin andır. Bir an boşluğa düşebilirsin. Hatta en kötü ihtimal olarak elde ettiğin sonucun çabalarına değmediğini düşünebilirsin.Onca zaman kendini kandırmışsın gibi hissedersin.  Son olarak İznikli Leyleği örnek olarak alalım. Onun en büyük hayali kesin diyer leylekler gibi sağlıklı olmakdır. Kırık kanadı olmasa, hayatının çok daha kolay olacağını zannediyordur. Fakat diğer leylerklerden farklı olmasaydı insanlardan bukadar ilgi göremezdi ve onların mahallesinin bir parçası olamazdı. İznikli leyleğe bir seneliğine uçma kabiliyeti verilse ve o sene geçtikten sonra iki hayat arasında seçme şansı olsa hangi yaşam biçimini seçer acaba ... kim bilir ?
Herşeyin değeri kaybettikten sonra anlaşılır. Belki İznikli leylek hiç okadar acınacak durumda değildir fakat bundan daha kendisinin haberi yoktur.


1-Öyküde, altı çizili olan sözcüklerin (ameliye, kinaye, huşu, nirengi, nirengi noktası, teveccüh, ihtiyatlı, kadit, kolonyal, alil, övür olmak, caka, biteviye, zillet, serazat, hışır) anlamlarını sözlükten araştırıp sözcüklerin metindeki anlamlarını ve kökenlerini yazınız.



Ameliye : işlem ... kinaye : sitem … huşu : saygı ... nirengi noktası : sabit nokta... teveccüh: sevgi... ihtiyatlı: Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek ölçülü davranan, önlem alan .... kadit :kurutulmuş et... kolonyal :sömürgede yaşayan... alil : özürlü … övür : arkadaş … caka : gösteriş, kabadayılık ... biteviye : sürekli devam eden....   zillet: aşağılanma...serazat : özgür...  hışır: taşkın



2- Öyküde, “Tıpkı Hephaistos gibi desenize,” diye söylendi. “Ama pardon, onu anası Hera değil de, babası Zeus atmıştı yeryüzüne.” cümlesinde geçen Hephaistos’u Mitoloji Sözlüğü’nden araştırıp öykünün içeriğiyle bağlantısını yazınız.

Hephaistos ateşlerin tanrısı olarak dünyaya gelmiş idi. Fakat annesi tarafından topal olduğu için istenmeyip, tanrıların yaşadığı yerden dünyaya atılmış idi.


3- “Leyleğin arkasından bakan Çopur kahveci:

 ‘Yap numaranı, al paranı’ diye söylendi. Hep böyle yapar bu namusuz… Uçamayacağını bilmediğinden mi? Burada kalabalık gördü ya, sırf kendine acındırmak için. (…)

Gezimize konuk olarak katılan öbür bölümün profesörü;

‘Kafese kapatılan bülbül, uçamayan yaralı kartal… Bütün bunlar az şiire mi konuk olmuştur’ dedi. ‘Söylesene asistan efendi. Senin az buçuk edebiyatçılığın da vardır.’ 

‘Öyledir efendim” dedim. ‘Hakkınız var.’

‘Baudelaire’nin böyle bir şiiri olacak yanılmıyorsam’ diye öbür doçent atıldı. ‘Ne idi bakayım onun adı?’

Dame de Sion’dan çıkma bir öğrenci:

Albatros’ dedi. ‘Çok güzel şiirdir.’”

  Öyküden alınmış yukarıdaki diyaloglardan hareketle, farklı kesimden gelen kişilerin belirli
  durumları yorumlayışlarındaki farklılığın nedenleri neler olabilir? Yazınız.

Çopur kahveci cahilce düşünüyor. Muhtemelen kendisi para icin herşeyi yapmaya hazır olduğu için, leyleği de kendisi gibi zannediyor. Oysa prof. ve öğrencileri olaya, edebiyatçı ve şair ruhu ile yaklaşıp durumu, çok uygun bir şiir ile eşleştiriyorlar. Onlar leyleğin halini yargılamadan analiz ediyorlar.


4- Öyküde adı geçen Baudelaire’in Albatros şiirinde ne anlatmaktadır ve bu şiirle İznikli Leylek arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Yazınız.

Yukarıdaki şiirde bir kitlenin sadece eğlenmek adına Albatros kuşlarına yapılanlardan bahsedilmektedir. Acımasız birtakım insanların Albatros kuşlarının kanatlarından tutarak onları avladığından , hayvanlara nasıl zulüm ettiklerinden ve onunla dalga geçerek gülmeye, kendilerini eğlendirmeye çalıştıklarından yakınılmaktadır. Bu şiir ile İznikli Leylek arasında anlatılmak istenen ve verilmek istenen mesaj açısından bir bağlantı kurulabilir. İznikli Leylek metninde de kanadı kırık bir kuşun uçma çabalarıyla dalga geçen bir topluluk söz konusudur. İnsanlar bu kuşun davranışlarını halkı eğlendirmek ve sonucunda yem kazanabilmek adına olduğunu düşünmektedirler. İki metin de bu tarz insanların acımasız yorumları eleştirilmektedir.


    5-Uçabilse öbürlerinden başka bir leylek olmayacak, üzerinde fikir yürütüp, hakkında hikâye
      yazılmayacaktı. Kaldı ki, o takdirde daha mesut olacağı da söylenemez. Çünkü, öyle değil mi,
        yeryüzünde hiçbir şey, istediğini ele geçirmek kadar hayal kırıcı değildir.”


    a)Öyküden alınmış yukarıdaki parçadan hareketle, edebiyat metinlerine konu olan kişilerin
     özellikleri hakkında neler söylenebilir? Açıklayınız.

Yazar, -Uçabilse öbürlerinden başka bir leylek olmayacak, üzerinde fikir yürütüp, hakkında hikâye

yazılmayacaktı. Kaldı ki, o takdirde daha mesut olacağı da söylenemez.” İfadesiyle bir leyleğin

kanadının kırık olması ona, diğerlerinden ayırt edilebilir bir özellik kattığını düşünmüştür ve eğer

uçabilseydi, üzerinde düşünülüp, adına şiirler ve hikayeler yazılmayacağından bahsetmiştir. Bu

düşüncesi de edebiyat metinlerine konu olan kişilerin sıradan olmadığını, diğerlerinin arasından

sıyrılabilecek bir özelliğe sahip olması gerektiğini ve üzerinde düşünülebilecek bir farklılık taşıması

gerektiğini savunmuştur; çünkü hep edebiyat, klişe olanlarla değil, özgün olanlarla ilgilenmiştir.







3- “Leyleğin arkasından bakan Çopur kahveci:

  ‘Yap numaranı, al paranı’ diye söylendi. Hep böyle yapar bu namusuz… Uçamayacağını
     bilmediğinden mi? Burada kalabalık gördü ya, sırf kendine acındırmak için. (…)

     Gezimize konuk olarak katılan öbür bölümün profesörü;
 

    ‘Kafese kapatılan bülbül, uçamayan yaralı kartal… Bütün bunlar az şiire mi konuk olmuştur’ dedi.
    ‘Söylesene asistan efendi. Senin az buçuk edebiyatçılığın da vardır.’ 

    ‘Öyledir efendim” dedim. ‘Hakkınız var.’

   ‘Baudelaire’nin böyle bir şiiri olacak yanılmıyorsam’ diye öbür doçent atıldı. ‘Ne idi bakayım onun      adı?’

     Dame de Sion’dan çıkma bir öğrenci:

   Albatros’ dedi. ‘Çok güzel şiirdir.’”

          Öyküden alınmış yukarıdaki diyaloglardan hareketle, farklı kesimden gelen kişilerin
        belirli durumları yorumlayışlarındaki farklılığın nedenleri neler olabilir? Yazınız.

İnsanlar aynı olaylara farklı bakış açıları getirebilirler. Bu farklılık insanların yaşam statülerine, eğitim seviyelerine, hayatı algılama şekillerine ve görmek istedikleri yönlere göre değişkenlik gösterebilir. Örneğin, İznikli Leylek metninde kanadı kırık, uçamayan bir leylek üzerinde farklı insanlardan farklı bakış açıları gelmiştir. Çopur Kahveci “Yap numaranı, al paranı” cümlesiyle leyleğin tüm bu uçuş çabalarını, diğer insanların ilgisini çekerek bir çıkar doğrultusunda gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Aynı leyleği gören bir profesör, ‘Kafese kapatılan bülbül, uçamayan yaralı kartal… Bütün bunlar az şiire mi konuk olmuştur’ diyerek leyleğin çabalarına edebi bir bakış açısı geliştirmiştir. Dolayısıyla insanların aynı konu üzerinde oluşturdukları bakış açıları, onların yaşam tarzına, olayları algılama şekline ve aldığı eğitim seviyesine göre değişiklik gösterir.






1-Öyküde, altı çizili olan sözcüklerin (ameliye, kinaye, huşu, nirengi, nirengi noktası, teveccüh, ihtiyatlı, kadit, kolonyal, alil, övür olmak, caka, biteviye, zillet, serazat, hışır) anlamlarını sözlükten araştırıp sözcüklerin metindeki anlamlarını ve kökenlerini yazınız.



AMELİYE: Yapilan iş, işlem.

KİNAYE: Düşünüleni, dolayli olarak anlatan söz.

HUŞU: Alçak gönüllülük.

NİRENGİ: Belli sayıda noktanın konumunu kesin olarak tespit edebilmek için, bu noktaları
tepe olarak kabul ederek bir alanı üçgenlere bölme işi.
NİRENGİ NOKTASI: Nirengi işleminde ayrılan üçgenlerin tepe noktası.

TEVECCÜH: Bir yana doğru yönelme, yüzünü çevirme.

İHTİYATLI: Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek ölçülü davranan, önlem alan, sakıngan, ihtiyatkâr.

KADİT: 1. Güneşte veya hafif alevde kurutulmuş et. 2. İskelet.

KOLONYAL: Sömürgeyle ilgili.

ALİL: Hastalıklı, sakat.

ÖVÜR OLMAK: Alışılmış olmak.

CAKA: Gösteriş, çalim, kabadayilik, fiyaka.

BİTEVİYE: Ayni biçimde, sürekli olarak.

ZİLLET: Hor görülme, alçalma.

SERAZAT: 1. Serbest, özgür. 2. Tasasız.

HIŞIR: Taşkınlık gösteren, yaramaz (kimse).




2- Öyküde, “Tıpkı Hephaistos gibi desenize,” diye söylendi. “Ama pardon, onu anası Hera değil de, babası Zeus atmıştı yeryüzüne.” cümlesinde geçen Hephaistos’u Mitoloji Sözlüğü’nden araştırıp öykünün içeriğiyle bağlantısını yazınız.

   Hephaistos, Yunan mitolojisinde Zeus ile Hera'nın oğlu, Afrodit ve Kharis'in eşidir.. Tanrılar ve kahramanlar için demircilik zanaatıyla uğraşarak silahlar ve zırhlar üreten ateşler tanrısı olarak bilinir. Hephaistos, tanrıların en çirkinidir. İki ayağı da topaldır. Homeros'un İlyada'sında bunun sebebi iki şekilde açıklanır. Birinciye göre babası Zeus, Hera ile kavga ederken Hephaistos annesinin tarafını tutmuş, buna kızan Zeus oğlunu Lemnos (Limni) adasına fırlatmış ve Hephaistos bu yüzden sakat kalmıştır. İkinci efsaneye göre Hephaistos sakat doğmuş, bu durumdan utanan annesi onu Olympos'tan aşağı fırlatmış ve Hephaistos'u nereidler ve Thetis büyütmüştür. Hephaistos'la Hera hiçbir zaman birbirlerini sevmemişlerdir. Yunan mitolojisinde ise Hera, Hephaistos'u kendi başına oluşturmuş ve doğurmuştur. Fakat bebeğin ayaklarını topal, kendisinin çirkin olduğunu görünce ve bütün Tanrılar onunla alay edince, Hephaistos'u Olimpos Dağı'ndan atmıştır.
   İznikli Lleylek metnine konu olan leylek de Hephaistos ile bağdaştırılmıştır. Leylek, üçüncü yavru olması nedeniyle, annesi tarafından yuvadan aşağıya atılmış ve kanadını kırmıştır. Hephaistos’un babası ise onu Limni adasına fırlatmış ve Hephaistos sakat kalmıştır. Dolayısıyla, metinde kanadı kırık leylekle, sakat Hephaistos’un kaderleri arasında bağlantı kurulmuştur.



4- Öyküde adı geçen Baudelaire’in Albatros şiirinde ne anlatmaktadır ve bu şiirle İznikli Leylek arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Yazınız.

   Baudelaire’in Albatros şiirinde gemi tayfasının albatros kuşlarını yakalayarak, bu kuşlarla eğlenmesi ve alay etmesi anlatılmıştır. Bu şiirde aynı zamanda albatros kuşları ile şairler arasındaki benzerliğe de değinilmiştir. Şairler düşünce ve duygularını yansıtarak birer albatros kuşu kadar özgür bir şekilde uçtuklarından, insanlara karşi hedef olurlar ve bazen alay edilirler. Albatros şiiri ve İznikli Leylek öyküsü arasında önemli bir bağlantı vardır. İki metinde de kuşlar zayıflıkları nedeniyle yakalanmış ve insanların hedefi olmuşlardır. İznikli Leylek öyküsünde, leylek yakalanmaya çalisilmis ve hakkında konuşmalar yapılmıştır. Albatros şiirinde ise gemi tayfası kuşun bu zayıf durumuyla alaya etmişlerdir. İki kuş da çaresiz bir şekilde insanlara hedef olmuştur.

5-Uçabilse öbürlerinden başka bir leylek olmayacak, üzerinde fikir yürütüp, hakkında hikâye yazılmayacaktı. Kaldı ki, o takdirde daha mesut olacağı da söylenemez. Çünkü, öyle değil mi, yeryüzünde hiçbir şey, istediğini ele geçirmek kadar hayal kırıcı değildir.”

a)Öyküden alınmış yukarıdaki parçadan hareketle, edebiyat metinlerine konu olan kişilerin özellikleri hakkında neler söylenebilir? Açıklayınız.

   Edebiyatın amaçları arasında, toplumun değişik yönlerini okurlara yansıtmak, bu yönleri
yansıtarak okurlara farklı bakış açıları kazandırmak ve onları düşündürmek vardır. Bu nedenle
yazarlar, öykülerine konu olan kişileri seçerken; toplumdaki diğer bireylerden farklı bir yönü olan,
sıradan olmayan ve ders alınacak bir durumu olan kişileri seçerler. Örnegin ‘İznikli Leylek’
Öyküsündeki leylek, kendi türündeki diğer bireylerin aksine sakat kalarak uçma yetisini
kaybetmiştir. Bu durum onu diğer leyleklerden farklı kılmış ve hakkında konuşmalar yapılmasına
 ve  düşünülmesine neden olmuştur. Aynı zamanda edebiyat eserlerine konu olan kişiler belli
sorunları olan ve bu sorunların getirdiği zayıflıkları yaşayan kişilerdir. Kişilerin bu şekilde
seçilmesi hem eseri ilgi çekici yapar, hem de toplumsal sorunlara ışık tutarak halkı bilgilendirir.
Ayrıca kişiler, bazı yaşanmışlıkları olan veya bir amaç uğruna çabalayan kişiler de olabilirler.
Kişilerin bu şekilde seçilmesi, okurun yaşanmışlıklardan ders almasını ve bu amaç uğruna verilen
savaşa tanık olarak  bir şeyler ögrenmesini sağlar. Tüm bu nedenlerle edebiyata konu olan kişiler,
diğerlerinden bazı özellikleri ile öne çikan kişilerdir.

4- Öyküde adı geçen Baudelaire’in Albatros şiirinde ne anlatmaktadır ve bu şiirle İznikli Leylek arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Yazınız.

Metinde Albatros türündeki kuşlar anlatılmaktadır. Albatros en başta güzel ve görkemlidir, ama zaman içinde yıpranmış, gülünç ve çirkin biri haline gelmiştir. Yükseklerde uçan, biraz kibirli bir kuştur. Ama yere indiğinde, kendi krallığının dışına çıktığında sıradan biri haline gelir. Topallayarak yürür ama aslında bunun nedeni geniş ve büyük kanatlarıdır. İznikli leylek de Albatros’a benzer. En başta güzeldir. Ama sonra kanadı kırılmış, yeryüzüne düşmüştür. Tm ihtişamını kaybeden kuş kanadı kırık, boynu bükük tek başına kalır. Zaman içinde çevresine uyum sağlar. Albatros kundan tek farkı da budur. Geri dönme şansı yoktur, farklıdır ama benzeme başlar, pes eder.




a)Öyküden alınmış yukarıdaki parçadan hareketle, edebiyat metinlerine konu olan kişilerin özellikleri hakkında neler söylenebilir? Açıklayınız.



Edebiyat metinlerinin çoğunda mükemmelliğin aksine sorunları olan,hasta, mutsuz ve dertli insanlar konu alınır.  Metinlerin  temelinde bir sorun olur, tüm hikaye veya durum bunun çevresinde oluşmuştur.  Eğer  metindeki leylek uçabilse  diğerlerinde biri olacak, insanların dikkatını bu kadar çok çekemeyecek, düşüncelerini etkilemeyecekti. Her eksiklik beraberinde başka ayrıcalıklar getirir. Leylek bu ayrıcalıklar olmadan mutlu olamayacaktı.





 b) Yukarıdaki parçanın son cümlesinde (“Yeryüzünde hiçbir şey, istediğini ele geçirmek kadar hayal kırıcı değildir.”) yazarın ne ifade etmek istediğini açıklayıp bu düşünceyi işleyen bir metin oluşturunuz.



“Her ayrıcalık, beraberinde başka sorunlar getirir.” Derler. Ben bu düşünceye katılmıyorum. Bence her sorun, beraberinde başka ayrıcalıklar getirir. Mükemmellik düşünüldüğü kadar da ‘mükemmel’ bir şey değildir. Aslında bir hayalden başka bir şey de değildir. Her zaman mükemmel olduğum zaman neyi hayal edeceğimi merak etmişimdir. Evet, hayal etmek de sorunların getirdiği ayrıcalıklardan biridir. Mükemmel olunca sonsuz mutluluğa da ulaşmış oluyoruzdur herhalde. Ama mutlu adam pek fazla düşünmez, çünkü onun hiçbir derdi yoktur, sadece hayatını yaşar. Dert insansa düşünür, daha iyisi için çabalar, kafasını kullanır. Diğeri gibi tüm gün yan gelip yatmaz. Peki şimdi siz söyleyin, hangisi daha ‘mükemmel’?








       Öyküden alınmış yukarıdaki diyaloglardan hareketle, farklı kesimden gelen kişilerin belirli
        durumları yorumlayışlarındaki farklılığın nedenleri neler olabilir? Yazınız.


Kişilerin meslekleri, uğraştıkları alanlar, bilgi birikimleri, yaşadıkları olaylar ve tecrübeleri, yaşam alanları, şekilleri arkadaşları, aileleri ve bunun gibi birçok şey bu insanların olayları farklı yorumlamasına yol açabilir. Ancak bu metinde bizim bildiğimiz ve en etkili görünen şey mesleklerdir. Sürekli olarak diğer esnaflarla bir rekabet içinde olan kahveci, leyleğin hareketleri bir acındırma, kandırma çabası olarak görür. Profesör ise düşüncesini daha dolaylı, daha karışık bir şekilde söyler. Doçent ise kendini gösterme çabası içinde, bir alıntı yapmak ister. Öğrenci de taze bilgileri ile Doçent’in sözünü tamamlar.










1-Öyküde, altı çizili olan sözcüklerin (ameliye, kinaye, huşu, nirengi, nirengi noktası, teveccüh, ihtiyatlı, kadit, kolonyal, alil, övür olmak, caka, biteviye, zillet, serazat, hışır) anlamlarını sözlükten araştırıp sözcüklerin metindeki anlamlarını ve kökenlerini yazınız.




Ameliye: operasyon-Arapça kökenli
Kinaye: düşüncenin üstü kapalı yada dolaylı yolla anlatılması-Arapça kökenli
Huşu: alçak gönüllülük-Arapça kökenli
Nirengi: belirli sayıda noktanın yerinin tam olarak tespit edilebilmesi için her bir noktanın bir tepe olarak kabul ederek bu alanı üçgenlere bölmek-farsça kökenli
Nirengi Noktası: nirengi işlemindeki tepe noktalar( Leylekler yüksek minare gibi yerleri tepe noktası olarak seçiyor.)
Teveccüh: yakınlık duyma, sevme-Arapça kökenli
İhtiyatlı: Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek ölçülü davranan, önlem alan, sakıngan- Türkçe kökenli
Kadit: çok zayıf-Arapça kökenli
Kolonyal: sömürge dönemi ile ilgili(kolonyal şapka, sömürge döneminden kalma şapka)- Fransızca kökenli
Alil: sakat- Arapça kökenli
Övür olmak: onlardan biri olmak, onlara benzemek-Türkçe kökenli
Caka: kabadayılık, gösteriş- İtalyanca kökenli
Biteviye: tek düze- Türkçe kökenli
Zillet:hor görülme- Arapça kökenli
Serazat: serbest, özgür-Farsça kökenli
Hışır: taşkınlık gösteren, yaramaz- Türkçe kökenli


2- Öyküde, “Tıpkı Hephaistos gibi desenize,” diye söylendi. “Ama pardon, onu anası Hera değil de, babası Zeus atmıştı yeryüzüne.” cümlesinde geçen Hephaistos’u Mitoloji Sözlüğü’nden araştırıp öykünün içeriğiyle bağlantısını yazınız.


Hephaistos, Zeus ile Hera tartışırken Hera’nın trafını tuttuğu için babası tarafından yeryüzüne atılmıştır. Hephaistos sakatlanmıştır. Topal bir Tanrı olarak yeryüzündedir.Metinde de leylek, kanadı kırık yeryürüzdedir. İkisi de tekrar gökyüzünde gezebilmenin hayalini kurar.


10 Nisan 2012



1-Öyküde, altı çizili olan sözcüklerin (ameliye, kinaye, huşu, nirengi, nirengi noktası, teveccüh, ihtiyatlı, kadit, kolonyal, alil, övür olmak, caka, biteviye, zillet, serazat, hışır) anlamlarını sözlükten araştırıp sözcüklerin metindeki anlamlarını ve kökenlerini yazınız.


Ameliye: (Arapça) Bir sanat ve bilim dalının ilkelerini düşünce alanından uygulama alanına geçirme işi. Metinde saksağanın dilinin kesilip, törpülenmesi işinden ameliye olarak bahsedilmiştir.

Kinaye: (Arapça) Düşünüleni dolaylı olarak anlatan söz. Metinde leyleğin hacılığı, güneyden gelişine ve anıtlara tepeden bakışına bağlanarak kinaye ile anlatılmıştır.

Huşu: (Arapça)  Tanrı'ya boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile dolu olma. Leyleklerin Köln katedralini tavaf etmeleri ibadet olarak görülmüş, Tanrı korkusu ve saygısıyla yapıldığı anlatılmıştır.

Nirengi noktası: (Farsça) Başlangıç ve hareket yeri. Metinde leyleklerin göç ederken veya uçarken geri dönebilmeleri için belirli bir hareket noktası bulmaları anlatılmıştır.

Teveccüh: (Arapça) Güler yüz gösterme, yakınlık duyma, hoşlanma, sevme. Leyleklerden birinin Eyüp’e bırakılmasından, Eyüp halkının hoşnut olduğu anlatılmıştır.

İhtiyatlı: Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek ölçülü davranan, önlem alan, sakıngan. Leyleğin dikkatli bir şekilde yolun güvenliğini kontrol ederek karşiya geçmesi bu sözcükle açıklanmıştır.

Kadit: (Arapça) Çok zayıf. İskelet. Leyleğin güçsüz görüntüsü, onun zayıflığına da değinilerek anlatılmıştır.

Kolonyal: (Fransızca) Sömürgede yaşayan. Kolonyal şapka, sıcağı geçirmeyen, içi mantarlı bir tür şapkadır.

Alil: (Arapça) Hastalıklı, sakat. Leyleğin kanadının yaralanmasıyla, leylek alil kalmıştır.

Övür olmak: Aynı yaşta olmak. Leyleğin üç yıl esnafın yanında yaşaması ve zaman geçirmesi anlatılmıştır.

Caka: (İtalyanca) Gösteriş, çalim, kabadayılık. Leylek kediyi korkutmanın gösterişi ve gururunu taşimıştır.

Biteviye: Tekdüze. Leyleğin basit, değişmeyen gagasını birbirine vurması anlatılmıştır.
Zillet: (Arapça) Hor görülme, aşağılanm
2- Öyküde, “Tıpkı Hephaistos gibi desenize,” diye söylendi. “Ama pardon, onu anası Hera değil de, babası Zeus atmıştı yeryüzüne.” cümlesinde geçen Hephaistos’u Mitoloji Sözlüğü’nden araştırıp öykünün içeriğiyle bağlantısını yazınız.


Hephaistos ateş tanrısı idi. Zeus ile Hera’nın oğlu olan bu tanrı topal olarak doğdu, üstelik çok da çirkindi. Hera onu doğurduğunda çirkinliğinden utandı, ve diğer tanrıların kendisiyle alay etmesinden korkarak onu Olympos’tan aşağı fırlattı. Bu kanadı kırık olan leyleğin annesi tarafından yuvadan atılması ile benzerlik göstermektedir. Öyküdeki karakter bu ikisi arasında benzerlik kurduğu için anlatmıştır.

 

3- “Leyleğin arkasından bakan Çopur kahveci:

 ‘Yap numaranı, al paranı’ diye söylendi. Hep böyle yapar bu namusuz… Uçamayacağını bilmediğinden mi? Burada kalabalık gördü ya, sırf kendine acındırmak için. (…)


Gezimize konuk olarak katılan öbür bölümün profesörü;

‘Kafese kapatılan bülbül, uçamayan yaralı kartal… Bütün bunlar az şiire mi konuk olmuştur’ dedi. ‘Söylesene asistan efendi. Senin az buçuk edebiyatçılığın da vardır.’ 

‘Öyledir efendim” dedim. ‘Hakkınız var.’

‘Baudelaire’nin böyle bir şiiri olacak yanılmıyorsam’ diye öbür doçent atıldı. ‘Ne idi bakayım onun adı?’

Dame de Sion’dan çıkma bir öğrenci:

Albatros’ dedi. ‘Çok güzel şiirdir.’”


Öyküden alınmış yukarıdaki diyaloglardan hareketle, farklı kesimden gelen kişilerin belirli durumları yorumlayışlarındaki farklılığın nedenleri neler olabilir? Yazınız.

Öyküde leyleğin durumu birçok farklı karakter tarafından yorumlanmaktadır. Bir esnaf, profesör, doçent, arkeoloji asistanı olayı birbirinden oldukça farklı yorumlamışlardır. Çopur kahveci her gün, günlük yaşamında rastladığı insanların özelliklerini düşünerek leyleği o insanlara benzetmiş, numaracı, kendi çıkarı için insanların duygularını kullanan biri olarak nitelemiştir. Bu götüşü onun içinde bulunduğu çevre ve o çevredeki insanlardan kaynaklanmaktadır. Leyleğin bu hali ise,  profesöre ve asistana kültürel birikim ve zenginlikleri doğrultusunda daha farklı şeyleri çağrıştırmıştır. Onlara göre bu leylek tam bir şiir konusudur ve bunun örneği birçok şiir vardır. Bu karakterlerin yaşayışları, hayat felsefeleri ve görüşleri doğrultusunda olaylara yorumları ve bakış açıları değişiktir.

2- Öyküde, “Tıpkı Hephaistos gibi desenize,” diye söylendi. “Ama pardon, onu anası Hera değil de, babası Zeus atmıştı yeryüzüne.” cümlesinde geçen Hephaistos’u Mitoloji Sözlüğü’nden araştırıp öykünün içeriğiyle bağlantısını yazınız.


Hephaistos ateş tanrısı idi. Zeus ile Hera’nın oğlu olan bu tanrı topal olarak doğdu, üstelik çok da çirkindi. Hera onu doğurduğunda çirkinliğinden utandı, ve diğer tanrıların kendisiyle alay etmesinden korkarak onu Olympos’tan aşağı fırlattı. Bu kanadı kırık olan leyleğin annesi tarafından yuvadan atılması ile benzerlik göstermektedir. Öyküdeki karakter bu ikisi arasında benzerlik kurduğu için anlatmıştır.


3- “Leyleğin arkasından bakan Çopur kahveci:

 ‘Yap numaranı, al paranı’ diye söylendi. Hep böyle yapar bu namusuz… Uçamayacağını bilmediğinden mi? Burada kalabalık gördü ya, sırf kendine acındırmak için. (…)



Gezimize konuk olarak katılan öbür bölümün profesörü;

‘Kafese kapatılan bülbül, uçamayan yaralı kartal… Bütün bunlar az şiire mi konuk olmuştur’ dedi. ‘Söylesene asistan efendi. Senin az buçuk edebiyatçılığın da vardır.’ 

‘Öyledir efendim” dedim. ‘Hakkınız var.’

‘Baudelaire’nin böyle bir şiiri olacak yanılmıyorsam’ diye öbür doçent atıldı. ‘Ne idi bakayım onun adı?’

Dame de Sion’dan çıkma bir öğrenci:

Albatros’ dedi. ‘Çok güzel şiirdir.’”



Öyküden alınmış yukarıdaki diyaloglardan hareketle, farklı kesimden gelen kişilerin belirli durumları yorumlayışlarındaki farklılığın nedenleri neler olabilir? Yazınız.

Öyküde leyleğin durumu birçok farklı karakter tarafından yorumlanmaktadır. Bir esnaf, profesör, doçent, arkeoloji asistanı olayı birbirinden oldukça farklı yorumlamışlardır. Çopur kahveci her gün, günlük yaşamında rastladığı insanların özelliklerini düşünerek leyleği o insanlara benzetmiş, numaracı, kendi çıkarı için insanların duygularını kullanan biri olarak nitelemiştir. Bu götüşü onun içinde bulunduğu çevre ve o çevredeki insanlardan kaynaklanmaktadır. Leyleğin bu hali ise,  profesöre ve asistana kültürel birikim ve zenginlikleri doğrultusunda daha farklı şeyleri çağrıştırmıştır. Onlara göre bu leylek tam bir şiir konusudur ve bunun örneği birçok şiir vardır. Bu karakterlerin yaşayışları, hayat felsefeleri ve görüşleri doğrultusunda olaylara yorumları ve bakış açıları değişiktir.



1-Öyküde, altı çizili olan sözcüklerin (ameliye, kinaye, huşu, nirengi, nirengi noktası, teveccüh, ihtiyatlı, kadit, kolonyal, alil, övür olmak, caka, biteviye, zillet, serazat, hışır) anlamlarını sözlükten araştırıp sözcüklerin metindeki anlamlarını ve kökenlerini yazınız.



Ameliye: iş, işlem, muamele Köken: Arapça
Kinaye: Düşünüleni dolaylı olarak anlatan söz, alaycı bir yolla eleştiri Köken: Arapça
Huşu: Tanrı'ya boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile dolu olma Köken: Arapça
Nirengi: Belli sayıda noktanın konumunu kesin olarak tespit edebilmek için, bu noktaları tepe olarak kabul ederek bir alanı üçgenler Köken: Farsça
Teveccüh: Güler yüz gösterme, yakınlık duyma, hoşlanma, sevme Köken: Arapça
İhtiyatlı: Dikkatli Köken: Arapça---Kadit: Çok zayıf: Köken: Arapça
Alil: Hastalıklı, sakat Köken: Arapça---  Övür: Aynı yaşta olanlar, yaşıt ---Caka: Gösteriş, çalım, kabadayılık, fiyaka Köken: Farsça---Biteviye: Tekdüze --- Zillet: Hor görülme, aşağılanma Köken: Arapça—Serazat: Serbest, özgür Köken: Farsça
Hışır: Taşkınlık gösteren, yaramaz 

4- Öyküde adı geçen Baudelaire’in Albatros şiirinde ne anlatmaktadır ve bu şiirle İznikli Leylek arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Yazınız.


Albatros şiirinde kuşların, özgür kanat çırpışlarıyla engin gökyüzüne ait olduklarını, benliklerine ait olmayan karada olduklarında ezilmişlik ve kimsesizlik duygularıyla mutsuz olduklarını ve başkalarının alaycı bakışlarıyla küçümsendiklerini anlatmaktadır. İznikli Leyle’te de Albatros’un yaşadığı gibi küçümsenme ve alay edilme duyguları hakimdir. Leylek de kendini karaya değil gökyüzüne ait hissetmekte ve uçamadığından çevresi tarafından alaycı bakışlara mağruz kalmaktadır.



5-Uçabilse öbürlerinden başka bir leylek olmayacak, üzerinde fikir yürütüp, hakkında hikâye yazılmayacaktı. Kaldı ki, o takdirde daha mesut olacağı da söylenemez. Çünkü, öyle değil mi, yeryüzünde hiçbir şey, istediğini ele geçirmek kadar hayal kırıcı değildir.”



a)Öyküden alınmış yukarıdaki parçadan hareketle, edebiyat metinlerine konu olan kişilerin özellikleri hakkında neler söylenebilir? Açıklayınız.


Edebiyat metinlerine konu olan kişiler sıradanlıktan uzak, toplum içinde belli özellikleriyle sıyrılabilen

 kişilerdir. Diğerlerine benzemeyen özellikleri onları farklı kıldığı ve merak edilmelerini sağladığı için

edebiyat metinlerinde tercih edilmektedirler. Tamamıyle mükemmel olan ve doğallık temasına aykırı

 olarak zayıf özellikleri içinde barındırmayan kişiler  bir metne öğretici anlamda konu olmayı hak

 etmezler.


 b) Yukarıdaki parçanın son cümlesinde (“Yeryüzünde hiçbir şey, istediğini ele geçirmek kadar hayal kırıcı değildir.”) yazarın ne ifade etmek istediğini açıklayıp bu düşünceyi işleyen bir metin oluşturunuz.



   Hedefe ulaşmak, başarılı ve hırslı bir çalışmanın beraberinde, istek ve heves de gerektirir.

İstekler, insanların yaşamında yeri her zaman dolu olan bir boşluğu simgelerken, isteklere

 ulaşma azmi de aynı derecede önemli bir paydayı oluşturur. Kazanma hevesi, hedefe

ulaşıldığı anda hayal kırıklığına dönüşür. İsteğine ulaşmış bir insan, o an  itibariyle

hayatın anlamını yitirmiş ve uğraşların sona ermesi gerçeğini kabullenmiş demektir.

Bir anlamda bu hayal kırıklığının ve mutsuzluğun sebebi kişinin, amacını elde edince uğruna

onca emek verdiği şeyin meyvelerini toplamasına hazır olmamasındandır. Büyük istek ve

 azimle ulaşılan başarılar, tatminsizlik duygusu ve mükemmeliyet korkusu ile gölgelenebilir.

Kısacası, amaca ulaşmak için katedilen uzun, dikenli ve yorucu yol amaca ulaşılan andan,

 hedef noktasından daha az değerli değildir.