Türkçeyi Hissediyorum, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi’nin “Türkçeyi Hissediyorum.” projesine ait bir web günlüğüdür. Proje, yurt dışında doğan, yaşam, bilgi ve deneyimleri yaşadıkları ülkenin diliyle biçimlenen “üçüncü kuşak”tan bir grup gence, dil aracılığıyla ulaşmayı; onlara, Türkçenin söz varlığını ve anlatım zenginliğini hissettirmeyi hedeflemektedir.

Beril Dursunkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beril Dursunkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2010

"dünya hâli" programında projemiz...


Bugün, Beril ve Deniz Alp'le birlikte Türkiye'nin Sesi Radyosu'nda "Dünya Hali" programının canlı yayın konuğu olduk. Konumuz, Strasbourg'da gerçekleştirdiğimiz etkinlikti..


Radyoda bize ayrılan sürede Deniz Alp de Beril de pırıl pırıl ve dolu öğrencilerimiz olduklarını bir kez daha gösterdiler. Ben proje hakkında genel bilgiler verdim.

Bizim için en hoş sürpriz söyleşiyi program sunucusu Canan Kumbasar ile yapmaktı. Öğrencilerimize yaşları dolayısıyla yabancı bir addı. O yüzden "Ali Kırca ile konuşuyor gibisiniz." dedim. Program ekibinin ve Canan Hanım'ın içtenliği bizlere sıcacık bir ortam sunmuş oldu. Bir kez de buradan teşekkürler, sesimizi çoğalttıkları için...

27 Nisan 2010

hayata kopmaz kökler salmak...-2


"İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya" (Ataol Behramoğlu)

Özgürlük Nedir? Hayata kopmaz kökler salmak özgürlüğün tanımı ile çelişir mi?

Kiraz çiçeklerinin meyveye durduğu bu mevsimde ortak köklerimizden güç alarak yeni sürgünler vereceğiz. Sizler nerelerde yeni sürgünler vermeyi hedefliyorsunuz?

Özgürlük, güçlülüktür. Bir yerden güç alabilirsek istediğimizi yapabiliriz. Kökler, özgürlüğümüzü yaşamak için gerekli gücü almamızı sağlar, kiraz çiçeklerinin kiraza dönüşmesi için güç sağlar. Kirazlar da özgürlüğün meyvesidir. Yeni sürgünler nerede beslenecekse orada sürgün vermeli. Bunu seçmek de özgürlüktür. (Beril)

16 Nisan 2010

yaşarken öğreniyorum ki-1

"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği" (Ataol Behramoğlu)
Sizin şimdiye kadar yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz… Üç anahtar kavram ve nedeni…

Hayat çok değerlidir, bize verilmiş bir armağandır, doya doya yaşamalıyız; sizce de böyle değil midir? Bir söz vardır. “Geçmişe dönük ‘keşke’lerle yasamaktansa, geleceğe dönük ‘belki’lerle yaşamayı tercih ederim”. Yapmadığım şeylerden dolayı ileri de keşke demek istemediğimden bugünden önlemimi almaya çalışıyorum. Hayatın bize sunduğu her şeyi kabul etmeliyiz, denemeliyiz. Bunlardan kaçmamalıyız. (Beril)

12 Nisan 2010

sizi diğerlerinden ayıran bir hikâyeniz olsa...-1


"Benzemezken bir anımız diğerine,
Israrla bizde bir simetri arayışı

Bir düzene sokabilmek karmaşayı hep
Kafiyeli yaşamak istiyor insan hayatı,
Akılcı bir kurgu, ince bir öykü özlüyor,
Dal budak saldıkça hayatın yeşil ağacı.
Ahenk arıyoruz her şeye rağmen ömrümüzde:
Her bölümünde kendine has bir müzik
Ve aynı vezin dizelerin tümünde;
Yumuşak bir giriş, uyumlu bir gelişme
Ve her şeyden önemlisi, mantıklı bir son,
Kıssadan hisse." (Roni Margulies, "Uzaklıklar")

Hayatta esas olan kendi hayat hikâyemizi oluşturmaktır. Herkesin hayatı kendine özgüdür. Başkalarının hayatından ders çıkarmaktır kısadan hisse. Derler ya insan hata yapa yapa öğrenir. Bu doğrudur; ancak çok büyük yanlışları daha önceden yapan birisinden öğrenmek, o hatayı tekrarlamamak gerekir. Büyük bir hata insanın hayatını sonuna kadar değiştirebilir. Hayat direk kısadan hisse olmamalıdır. Biraz da kendimiz bir şeyler katmalıyız. Kendimize ait bir şeyler olmazsa başkasının hayatını yaşamış gibi oluruz. Ben bunu istemiyorum. Bence herkesin kendine özgü bir hayat hikâyesi olmalı. Herkes birbirinden farklı olmalı.(Beril)

05 Nisan 2010

kitap önerileri-2


Yabancı bir ülkenin kütüphanesinde Türk Edebiyatı rafında yalnızca Ömer Seyfettin’in kitabı var. Bu yazarla ilgili olarak oradaki insanlara ne anlatırsınız?

O rafı zenginleştirmek için kimleri önerirsiniz?

[Fotoğraftakiler: Ömer Seyfettin, M.Nermi ve Ali Canip Yöntem, Genç Kalemler dergisinin yeni yayınlandığı dönemde... (Tahir Alangu, Ülkücü Bir Yazarın Romanı) ]

Yabancı ülkelerin kütüphanelerinde sadece Ömer Seyfettin’in kitapları olduğunu düşününce akla ister istemez insanların okumaya üşendikleri fikri geliyor; çünkü bilindiği gibi Ömer Seyfettin kısa hikâyeleriyle tanınmış bir yazarımız. Oradaki okuyucuları sade ve anlaşılabilir diliyle etkiliyor olabilir.

04 Nisan 2010

"... bir gül inceliğiyle titreyen üzüntülü çehre"


"Duvardaki oymaları uzun uzun seyrediyordu. Bu ufak tefek şeyler hep Nihal'in yanında, işte şurada yeşil kalpaklı lambanın altında geçirilen sevgi dolu saatlerin ürünleriydi.

Adnan Bey elini uzattı, masanın üstünden daha bitirilmeyen Nihal'ın oyma çehresini aldı. Bu henüz bitirilmemişti; henüz ne saçlarının simasını ipekten bir çerçeve içine alan dalgaları, ne de zayıf çehresinin hasta süzgünlüğü belliydi. Ama o, yüzüne baktıkça kendisine ağlamak isteğini veren hasta simayı şu belirsiz çizgelerin arasından tam bir açıklıkla görüyordu.

03 Nisan 2010

maskeleme-2


Sahi, hangisi daha yorucudur; maskeyle yaşamak mı, maskesiz yaşamak mı? Maskelerin çıktığı noktada başlayan nedir?

Maske gerçekleri saklamak, onları olduklarından farklı göstermek için kullandığımız bir araç gibidir. Maskenin her an arkasına saklanıp gerçeklerden kaçabiliriz. Maskelerin olduğu yerde gerçeğe ulaşmak zordur, gerçekler kaybolur gider. Hem maskeyi takan, hem de ona bakan aldanmaktadır. Dışarıdan maske güzel ve süslüdür. Arkasındakini ancak tahmin edebiliriz, ama hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz. Bazen maske arkasında çirkin bir şey saklar, ama o zaman bile gerçekleri saklamak haklı gösterilemez. Gerçeklerle yüzleşebildiğimiz kadar güçlü oluruz. (Beril)

29 Mart 2010

merhaba, ben....


İlk iletişim e-postalarını istediğimizde, blog'a taşımak gibi bir niyetimiz yoktu. Ama öğrencilerimizin, başka bir ülkeye, hiç tanımadıkları adreslere, Türkçenin tınısıyla seslerini taşımasını da e-postalarda bırakmak istemedik. Bu, olabildiğince gerçekti çünkü; "Tanımadığınız bir insana kendinizi nasıl anlatırdınız?" diye sormuştuk ya... Bu da tam olarak nasıl tanıttıklarının yanıtıdır aslında:)

28 Mart 2010

dışarıdan bakınca...


Kendinizi birkaç tümceyle tanıtmanız istenseydi, sözcükler sizden ne taşırdı?
Bir yabancının gözüyle Türkiye'nin ilgi çekici yemeği ne olurdu?
Anlatabildiğimiz kadar mı varız yoksa yaşayabildiğimiz kadar mı?
 
Bu sorular birlikte çalıştığımız öğrencilerimizi tanıtmaya yönelik...

Birçok insan sorar; "Kendini birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsın?' diye. Ben böyle bir soruyla karşılaştığımda; 'Sen beni birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsın?' yanıtını veriyorum; çünkü, kendimi sıfatlaştırdığımda karşımdakinin bende kimsenin keşfedemediklerini gün yüzüne çıkarma isteğini ve olanağını azaltacağıma inanıyorum.

Bir yabancının gözünden en ilginç yemek "iskender kebap"tır. Bu yemeği ilginç kılan, sadece yemeğin lezzeti ve görünüşü değil, bizlerin yemeği yerken aldığımız haz, mimiklerimiz ve o çocuksu heyecanımız, bu ilginçliği oluşturan parçalardır. O kokuyu alınca içimiz söyle bir cız eder. Sabırsızca çatalımızı tereyağli sosuyla tam bir kültür harmanı olusturmuş o leziz yemeğe batırırız.
 
Insan anlatabildiği kadar vardır; çünkü, anlatabilen insan zaten zamanında yaşamış olan insandır. Yazabilen insan, yaşamı damarlarında hisseder ve hissettiklerini kaleme alarak okurlarının da yaşamı daha derinden algılamalarına olanak saglar. (Neslihan)


26 Mart 2010

adım öfkedir-3


“Öfke insanların veya hayvanların algıladıkları bir tehdit veya hakaret karşısında sergiledikleri düşmanlık duygusudur.” Öfkenin sözlük tanımından da yola çıkarak; “yalan, güvensizlik, aldatma, sözünde durmama” gibi durumlarda ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Kısacası birisine karşı hissedilen güvensizlikten doğan bir duygudur “öfke”. Peki, öfke ne değildir? Saldırgan olmak değildir, olmamalıdır. Şiddetin bahanesi değildir. İntikam yolu da değildir. İnsanların kontrol etmekte en çok zorlandıkları duygudur öfke. Esasında soyut olan bir duyguyu şiddete başvurarak somutlaştırmak değildir. Öfke asla somut bir hal almamalıdır.

18 Mart 2010

"Fen diyarında sızan nâ-mütenâhî pınar"


Batı'ya uğurlanan iki şiir kahramanı, Halûk ve Asım... Uğurlayan iki güçlü şair, Fikret ve Akif...

Batı'dan bu ülke topraklarının mayasına eklenmesi istenen temel kavramlar ortak: Bilgiye açılan tüm kapılar...

İki metafor: Tevfik Fikret, Halûk'a "yol"un zorluğundan bahseder; Akif, Asım'ı o zorlu yolda erişilecek bilgi "pınar"ına yönlendirir...


[Akif'in çocukları: Feride, M.Emin ve Tahir ]


27 Şubat 2010

"ama bu haksızlık!" mı gerçekten?-3


İnsanlar çok zaman kendilerinin haksızlığa uğradığını düşünürler. Bunun çeşitli nedenleri vardır. En temel neden, insanların dar görüşlü olmasıdır. Esasında ana neden budur ve diğer bütün nedenler de buna bağlı olarak gelişir.

19 Şubat 2010

çizgilerin söylediği-4


Edebiyat her türlü kapıyı açan anahtar gibidir. Öyle kapılar ki sizi her türlü dünyaya götürebilir. Bu dünyalardan biri sizi bilinmeyen denizlere götürürken bir diğeri sizi kendi sınırlarınızı aşmanızla yardımcı olabilir. Sözler bir kuşkanadı kadar narin olup, içimizi ısıtabilir ya da bir çekiç kadar sert olup değdiği yeri kırabilir. Bir başkası dünyaların ötesine; hayal dünyalarına ulaşmanıza yardım eder. Yalnızca birkaç harfin bir araya gelmesiyle neler neler anlatılabileceğini gösterir size.

Bazen de edebiyatı bilgiye ulaşmakta kullanırız. Bu bilgi tuğladan bir duvar da olabilir, yalnızca bilginizle aşabileceğiniz bir bilgi duvarı da. Bir gelişmişlik simgesidir edebiyat ve sınırları aşmamızı, bilgimize

çizgilerin söylediği-2


Selçuk Demirel'in çizgilerinden bir diğeri ve sözcüklerdeki karşılığı....

III.
Edebiyat, denizin tam ortasında yapayalnız kalmaya benzer. En çaresiz zamanlarda korkularımızla, kimsesizliğimizle yüzleşmektir. Korkularımız bedenimizden kaleme, kalemden ise kağıda çıkar. Duygularını yazabilen insanlar, denizde kaybolmuş birilerinin deniz feneri olurlar.

18 Şubat 2010

çizgilerin söylediği-1


Selçuk Demirel'in çizgilerinin izinde, sözcüklerin söylediklerine doğru...
I.
Edebiyatı da kullanarak harflerle birçok şeyi anlatabilirsiniz. Harflerin kırıcılığı ya da narinliği size kalmıştır. O harfler size itaat eder, sizin dediğiniz şekilde sıralanır sizin düşüncelerinizi anlatmanızda yardımcı olur. Onlar araç gibidir. Yapılan çoğu şey bir şekilde dünyaya yayılır.(Beril)

17 Şubat 2010

bağlanmak ve bağımsızlık üzerine-5


Bağlanabilmek için bağımsız olmak gerekir mi sahiden?

Bağımsızlık maddi ve manevi anlamda özgür olmaktır ve bağımsızlık insana bireysel özgürlükler verir. Düşünme özgürlüğü, sevme özgürlüğü, hissetme özgürlüğü gibi.

Bağlanmak özgürlüğün bitişi anlamına gelir mi? Hayır! Bir insan sevdiği biriyle bir ilişki içindeyse ona bağımlı değildir.

16 Şubat 2010

limanlar ve dostlar-2


"Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanlari gibi"

Limanların, gemilerin sığındığı, güvendiği bir yer olması şairin dostları limanlara benzetmesinin temel nedeni olabilir. Gemiler için limanlar, olabilecek en güvenli yerdir, tıpkı insanların dostları yanında güvende, her şeyden uzak, bildiği, tanıdığı yerde olması gibidir.

15 Şubat 2010

bisiklet ve yaşam yazıları-2


Aslında yaşam bisiklete binmek gibidir; çünkü…

...bisiklete binmek ve hayat arasında benzerlik olabileceği ilk bakışta pek akla gelmez. Halbuki düşündükçe o kadar çok benzerlik bulabiliriz ki!

Bisiklete binmek hepimizin aklına farklı bir şey getirir. Kimimiz bir iş halletmek, kimimiz de zevk için bisiklete biner. Hayat da bu iki öğenin karışımı değil midir?