Türkçeyi Hissediyorum, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi’nin “Türkçeyi Hissediyorum.” projesine ait bir web günlüğüdür. Proje, yurt dışında doğan, yaşam, bilgi ve deneyimleri yaşadıkları ülkenin diliyle biçimlenen “üçüncü kuşak”tan bir grup gence, dil aracılığıyla ulaşmayı; onlara, Türkçenin söz varlığını ve anlatım zenginliğini hissettirmeyi hedeflemektedir.

Neslihan Pirinç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neslihan Pirinç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2010

yaşarken öğreniyorum ki-5

"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği" (Ataol Behramoğlu)
Sizin şimdiye kadar yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz….. Üç anahtar kavram ve nedeni…

Hızla akıp giden nehir suyunda sürüklenirken ömrüm bir yanda kayıplarım diğer yanda içselleştirip kimselerin dokunmasına izin vermediğim değerlerim… Ya kayıplarım fazlaysa endişesiyle tartıyorum yaşamımın iki zıt kutbunu. Kalbini kırdıklarımı, yarım kalan aşklarımı, yanağından bir damla gözyaşı düşmesine neden olduklarımı koyuyorum önce teraziye. Çok ağırlar. Bu gerçek yüzüme bir tokat gibi çarpıyor. Suskunlaşıyorum. Dalgınlaşıyorum. Bir süre sonra toparlanıp ‘Kendine gel! Şimdi tartının diğer koluna değerlerini koyma zamanı. Korkma!’ diyorum. Elimin titremesine engel olamayarak güldürdüğüm dostlarımı, omzumu verdiğim insanları, pişmanlıklarımı koyuyorum terazinin diğer koluna. Nasıl olur? Değerlerim daha ağır! Uzun uzun düşünüyorum bunu sağlayan şey ne diye. Geçmişimdeki bu kadar kaybı en aza indirgeyen şey ne olabilir? Sonra birden farkına varıyorum. O kelime ‘pişmanlık’. Evet, çok hata yapmışım bu hayatta ama yine de bir yolunu bulup açtığım yaraları merhemleyebilmişim. Yani pişman olup olgunlaşabilmişim. Şimdi yaşamıma hiç yara açmadan olgunlaşabilmiş biri olarak devam etmek isterdim. Fakat yinede geçmişte yanlışlarımı düzeltebilmek için uğraştığımı bilmek bu burukluğuma merhem oluyor.(Neslihan)

12 Nisan 2010

sizi diğerlerinden ayıran bir hikâyeniz olsa...-3


Yaşam aslında ne kadarda sahtekar. Bugün benim dediklerin, hiç utanmadan, hiç üzülmeden duygusuzca çeker alır senden. Oysa başta çok gerçekti değil mi? Her kafanı kardırdığında onu yanında görebiliyordun. Evet, gözün açıkken oradaydı işte ama peki ya kapalıyken? Düşün ki ufacık kapadın gözünü, çok kısa... Açtığındaysa artık o yoktu. Oysa siz değil miydiniz daha dün çay bahçesinde eskileri konuşup gülüşen? Daha yapacak çok şeyiniz vardı, çok erken... Neden ki bu gidiş? Onu hayatının bir parçası sanmıştın ama bak şimdi hayatınla baş başa kaldın. Ağla, en sevdiği oyuncağı kırılmış bir çocuk gibi ve git bir fotoğraf bul ona ait olan. Uzun uzun bak fotoğrafa ama dur sakın bunu anıları taze tutmak için yapma! Onun yüzündeki en ufak bir çizgiyi bile unutmamak için yap. Sonra aniden kapa gözlerini! Hayal et! İstediğin gibi bir son yaz düşünde ya da hiç son yazmada sonsuza götür bu beraberliği. Ne duruyorsun, korkusuzca hayal et! İnan bana düşlerin gerçekten senin!!! (Neslihan)

05 Nisan 2010

kitap önerileri-1


Yabancı bir ülkenin kütüphanesinde Türk Edebiyatı rafında yalnızca Ömer Seyfettin’in kitabı var. Bu yazarla ilgili olarak oradaki insanlara ne anlatırsınız? O rafı zenginleştirmek için kimleri önerirsiniz?

Ömer Seyfettin... Edebiyatımızın en büyük, en unutulmaz öykü yazarlarından... Diyet öyküsüyle bize kimseye borçlu kalmamanın önemini gösteren, Kaşağı'yla dürüstlügü tanıtan, Yüksek Ökçeler ile hayatın, perde arkasına saklandığını bir kez daha kanıtlayan bu değerli yazar daha onlarca öyküsüyle bizlere hayatın hiç keşfedilmemis yönlerini göstermeyi başarmıştır. Bir yabancının kütüphanesinde Ömer Seyfettin'in varlığı bir Türk için büyük onur kaynağı.

04 Nisan 2010

"... bir gül inceliğiyle titreyen üzüntülü çehre"


"Duvardaki oymaları uzun uzun seyrediyordu. Bu ufak tefek şeyler hep Nihal'in yanında, işte şurada yeşil kalpaklı lambanın altında geçirilen sevgi dolu saatlerin ürünleriydi.

Adnan Bey elini uzattı, masanın üstünden daha bitirilmeyen Nihal'ın oyma çehresini aldı. Bu henüz bitirilmemişti; henüz ne saçlarının simasını ipekten bir çerçeve içine alan dalgaları, ne de zayıf çehresinin hasta süzgünlüğü belliydi. Ama o, yüzüne baktıkça kendisine ağlamak isteğini veren hasta simayı şu belirsiz çizgelerin arasından tam bir açıklıkla görüyordu.

28 Mart 2010

dışarıdan bakınca...


Kendinizi birkaç tümceyle tanıtmanız istenseydi, sözcükler sizden ne taşırdı?
Bir yabancının gözüyle Türkiye'nin ilgi çekici yemeği ne olurdu?
Anlatabildiğimiz kadar mı varız yoksa yaşayabildiğimiz kadar mı?
 
Bu sorular birlikte çalıştığımız öğrencilerimizi tanıtmaya yönelik...

Birçok insan sorar; "Kendini birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsın?' diye. Ben böyle bir soruyla karşılaştığımda; 'Sen beni birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsın?' yanıtını veriyorum; çünkü, kendimi sıfatlaştırdığımda karşımdakinin bende kimsenin keşfedemediklerini gün yüzüne çıkarma isteğini ve olanağını azaltacağıma inanıyorum.

Bir yabancının gözünden en ilginç yemek "iskender kebap"tır. Bu yemeği ilginç kılan, sadece yemeğin lezzeti ve görünüşü değil, bizlerin yemeği yerken aldığımız haz, mimiklerimiz ve o çocuksu heyecanımız, bu ilginçliği oluşturan parçalardır. O kokuyu alınca içimiz söyle bir cız eder. Sabırsızca çatalımızı tereyağli sosuyla tam bir kültür harmanı olusturmuş o leziz yemeğe batırırız.
 
Insan anlatabildiği kadar vardır; çünkü, anlatabilen insan zaten zamanında yaşamış olan insandır. Yazabilen insan, yaşamı damarlarında hisseder ve hissettiklerini kaleme alarak okurlarının da yaşamı daha derinden algılamalarına olanak saglar. (Neslihan)


25 Mart 2010

adım öfkedir -1


"-Adınız nedir ve makamınız nerededir? Ne uğursuz kavimsiniz.
-Adım öfkedir ve makamım başta, beyindedir.
Hz.Adem:
-Baş, akıl yeridir; senin başta yerin yoktur, dedi.
O şahıs:
-Ben gelince akıl gider,dedi." (Hacı Bektaş Velî, Makâlât)

Öfkenin dilini sorduk öğrencilerimize ve böyle zamanlarda, "neyse.."nin, hangi duyguların, düşüncelerin geçiştirilmişliğin, söylenmemişliğin, söylemekten vazgeçişin dildeki yansıması olabileceğini düşünmelerini istedik.



14 Mart 2010

"gözüm nuru oğulcuğum"


Recaizade Mahmut Ekrem'in dizelerinde, oğlunun ölümünü kabullenmekte zorlanan bir babanın duygusu, acısı, isyanı ve tevekkülü iç içedir...

Hasret beni cayır cayır yakarken
Bedenimde buzdan bir el yürüyor.
Hayaline çılgın çılgın bakarken

Kapanası gözümü kan bürüyor.

Dağda kırda rasgetirsem bir dere
Gözyaşlarım akıtarak çağlarım.
Yollardaki ufak ufak izlere
Senin sanıp bakar bakar ağlarım.

Güneş güler, kuşlar uçar havada,
Uyanırlar nazlı nazlı çiçekler..
Yalnız mısın o karanlık yuvada?
Yok mu seni bir kayırır, bir bekler?

Can isterken hasret odiyle yansın,
Varlık beni alil alil sürüyor.
Bu kaygıya yürek nasıl dayansın?
Bedenciğin topraklarda çürüyor!

Bu ayrılık bana yaman geldi pek,
Ruhum hasta, kırık kolum kanadım.
Ya gel bana, ya oraya beni çek,
Gözüm nuru oğulcuğum, Nijad'ım!-

Ne aruz ölçüsü var ne de sanatlı bir dil. Sadece en saf duygularla yoğrulmuş bu şiir. Titreyen bir el yazmış belli, çok derin bir acı var. Nasıl olmasın, oğulcuğunu kaybetmiş Mahmut Ekrem. Zavallı babayı keder öyle bir sarmalamış ki, “cayır cayır yakıyor” hasret yüreğini. Derken ardından “buz gibi bir el” hissediyor bedeninde. “Gözünün nuru”nun bedenciği çürüdükçe kara toprakta, daha çok “kan bürüyor gözlerini”. Bir an geliyor kalbinizi öyle titretiyor ki şiirin sevgi, özlem ve hüzün dolu dizeleri gözleriniz doluyor hafiften ve sonra anlıyorsunuz bir babanın evladına ne denli mecbur olduğunu. (Neslihan)

Not: Yukarıdaki fotoğraf, Recaizade Mahmut Ekrem'in, üzerine Nijad Ekrem'in doğumunu yazdığı Zemzeme'nin kapağıdır.(İsmail Parlatır,Recaizade Mahmut Ekrem)

27 Şubat 2010

"ama bu haksızlık!" mı gerçekten?-2


Herkes bilir bencilliğin ne denli kötü bir özellik olduğunu, ama ne yazık ki çok az insan bundan sıyrılıp yaşamına devam etmeyi başarabilir. Kendi duygularımızın, kendi ihtiyaçlarımızın her zaman fazlasıyla farkındayızdır. Peki kaçımız karşımızdakinin gerçekten neye gereksinim duyduğunu umursarız?

19 Şubat 2010

çizgilerin söylediği-3



Sanat adına kendi kalbinizi ve deneyimlerinizi katarak yazdığınız veya yarattığınız her tümce başlı başına bir edebi eserdir. Edebiyat, karşınızdaki kişide duygu veya düşünce güzelliği yaratmak, hayatın kısıtlamalarından kurtulmak amacıyla kelimelerden oluşturulmuş bir dünyadır.Edebiyat, yaratıcısının kalbinden bir şeyler katarak oluşturduğu aynalı bir dünyadır.(Cansu)

Evrenselliktir edebiyat. Ne ırk, ne renk ve ne de cinsiyet gözetmeksizin evrensel olabilmek… Bir şair, bir yazar sadece kendi ülkesi için yazmaz. Onlar kalemleriyle tüm dünya içindir. Öyle zamanlar olur ki, bazen bir Rus yazarın satırlarıyla kendimizi sorgular, bazen bir Fransız şairin mısralarında gözlerimizin üzerindeki yarı geçirgen perdeden sıyrılırız.(Neslihan)

çizgilerin söylediği-2


Selçuk Demirel'in çizgilerinden bir diğeri ve sözcüklerdeki karşılığı....

III.
Edebiyat, denizin tam ortasında yapayalnız kalmaya benzer. En çaresiz zamanlarda korkularımızla, kimsesizliğimizle yüzleşmektir. Korkularımız bedenimizden kaleme, kalemden ise kağıda çıkar. Duygularını yazabilen insanlar, denizde kaybolmuş birilerinin deniz feneri olurlar.

18 Şubat 2010

çizgilerin söylediği-1


Selçuk Demirel'in çizgilerinin izinde, sözcüklerin söylediklerine doğru...
I.
Edebiyatı da kullanarak harflerle birçok şeyi anlatabilirsiniz. Harflerin kırıcılığı ya da narinliği size kalmıştır. O harfler size itaat eder, sizin dediğiniz şekilde sıralanır sizin düşüncelerinizi anlatmanızda yardımcı olur. Onlar araç gibidir. Yapılan çoğu şey bir şekilde dünyaya yayılır.(Beril)

17 Şubat 2010

bağlanmak ve bağımsızlık üzerine-1


Bağlanabilmek için bağımsız olmak gerekir mi sahiden?

Yaşadığını hissetmeli her insan. Mutlu olduğunu, mutsuz olduğunu, heyecanlandığını korkmadan gösterebilmeli. Hayatımız boyunca hep bu mükemmelliği ararız. Aslında küçük bir kelimede saklıdır tüm sır; özgürlük. Mutlaka özgür olmalıyız, özellikle geleceğimizle ilgili verdiğimiz kararlarda. Meslek, hatta eş seçimimizde uzaktan uzağa bizleri etkileyen birileri vardır.

16 Şubat 2010

limanlar ve dostlar-1


"Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanları gibi"

Gemiler her yolculuğun sonunda limanlara varır. İnsanlar da her sıkıntısını ya da her mutluluğunu dostlarıyla paylaşır. Ne olursa olsun dostlarına sığınırlar.(Berkin)

15 Şubat 2010

bisiklet ve yaşam yazıları-3


Aslında yaşam bisiklete binmek gibidir; çünkü...

...bizlerin pedalları beyinlerimizdir. Bisiklete binerken karşıdan esen sert rüzgâr, bizi yavaşlatır; ama pedalları zorlar. Bu sert rüzgârdan en az hasarla çıkmaya çalışırız. Günlük hayatlarımızda da bizleri alt üst eden kasırgalar yaşayabiliriz. O kadar güç bir durumdur ki… Fakat düşünürüz bu olay nasıl atlatılabilir diye. O en şiddetli rüzgârlardan beynimiz sayesinde harabe bırakmadan kurtulabiliriz.(Neslihan)

.... düşmeden tam olarak öğrenemezsiniz. Nasıl bisiklet sürmeyi öğrenirken sürekli düşüyorsak, hayatı yaşarken de sürekli başarısız oluruz. Böylece nasıl başarılı olunacağını öğreniriz. Kimileri, ilk sürüşlerinde başarılı olurlar hayatlarında; kimileri, bininci sürüşünde... Önemli olan bisikletinizle nereye gittiğinizdir. Yaşamınız boyunca sürekli başarısız olup da mutlu olabileceğiniz bir yere varabilirsiniz; hep başarılı olup da üzgün olacağınız bir yere de... Yaşam ile bisikletin en önemli benzerliği şudur ki burada sen kontrol ediyorsun, o seni değil... Gideceğin yeri ve gittiğin yolu yaşam değil, sen belirlersin. Bu yüzden düşmekten korkmadan gönlünüzce yaşayın hayatı.(Deniz Alp)