Türkçeyi Hissediyorum, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi’nin “Türkçeyi Hissediyorum.” projesine ait bir web günlüğüdür. Proje, yurt dışında doğan, yaşam, bilgi ve deneyimleri yaşadıkları ülkenin diliyle biçimlenen “üçüncü kuşak”tan bir grup gence, dil aracılığıyla ulaşmayı; onlara, Türkçenin söz varlığını ve anlatım zenginliğini hissettirmeyi hedeflemektedir.

Deniz Zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Mart 2012

Çalışmamızın Yanıtları...



1-Aşağıda verilen deyimlerin anlamlarını açıklayıp birer cümlede kullanınız.

A-Ekmeğine yağ sürmek 



Açıklama: İstemediği hâlde birinin işine yarayacak biçimde davranmak



Örnek Cümle: Rakip takımın bir oyuncusunun daha ilk dakikalarda oyundan atılması ekmeğimize yağ sürdü.”



B- Aba altından sopa göstermek

Açıklama: Birini imalı bir biçimde tehdit etmek



Örnek Cümle: “ Kendini bir şey sanıyor,  aklı sıra aba altında sopa gösteriyor."


C- Kim kime dum duma

Açıklama:  Kimsenin kimseyle ilgilenmediği, kimseye önem verilmediği, çok karışık bir durumu anlatan bir söz



Örnek Cümle: Açılış günü tam bir hengameydi, kim kime dum dumaydı.”



C- Gözü açık gitmek

Açıklama: Gerçekleşmesini çok istediği bir dileğinin gerçekleştiğini görmeden ölmek.



Örnek Cümle: Kızının evlendiğini göremeden vefat etti; gözleri açık gitti.”


01 Mart 2012

Unutursun Ninnisini Dinlediğin Dili...

    Almanya'ya Türk işçilerinin gönderilmesi için 31 Ekim 1961 tarihli Ankara sözleşmesi 50.yılında.
Süreci irdelemek, sürecin geldiği noktadaki yeni kuşakları anlamak için sayısal bir neden. Özellikle göçmene ve Türkiye'ye getirdikleri, götürdükleri, öte yandan başta Almanya, Avrupa ülkelerinde sonu gelmez uyum, uyumsuzluk, yabancı, ve öteki olmak tartışmaları açısından." konuşulması gereken bir süreç diyor Yüksel Pazarkaya. Önemsiyoruz Yüksel Pazarkaya'nın yazdıklarını, çünkü o  bu sürece Ankara Sözleşmesi ile katılmasa da toplumsal sorumluluk bilinci yeşermiş bir öğrenci ve yazının odağında insan ve toplum olduğunu ayrımsamış  bir yazar olarak sürece doğrudan katılan insanın tutanağını tutmuş.

Biz De Göçün ellinci Yılında Oradaydık...




"Gün olur
yaban
sılan olur
unutursun ninnisini dinlediğin dili"

Oradaydık, çünkü unutmasınlar istedik ninnisini dinledikleri dili.
İşte bu nedenle, bu yıl ikincisi yapılan Türkçeyi Hissediyorum projemizde pusulamızı Almanya'nın Köln şehrindeki arkadaşlarımıza çevirdik.
 Türkçenin inceliklerini onlarla yeniden keşfedebilmek, bilmediğimiz sözcükler karşısında merak duyabilmek, bir sözcüğün peşine düşebilmek için  heyecanlarını hiç yitirmeyen

30 Mayıs 2010

Projemiz MedyaTürk'te...


Strasbourg'da bizi yalnız bırakmayanlar arasında MedyaTürk Genel Yayın Yönetmeni Lokman Balkan da vardı. MEDYATÜRK'ün sitesinde hakkımızda güzel bir değerlendirme yer aldı. Bize övgü, katılımcı azlığına sitem vardı. Şimdi, payımıza düşen satırlar bizim için çok daha önemli:

"T.C. Strazburg Başkonsolosluğu Eğitim Ataşeliği ile Ankara ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi işbirliğinde, “Fransızca’yı anlıyorum, Türkçe’yi hissediyorum” projesi çerçevesinde bu okuldan okumaya ve sorumluluk almaya yatkın, 15-17 yaş aralığında yedi gönüllü öğrenci ve Türkçe’nin Avrupalı Türk gençleri tarafından daha iyi konuşmaları için en az bu yedi öğrenci kadar heyecan duyan iki edebiyat öğretmeni, Strasbourg’ta Türkçe konuşan öğrencilerle buluştu. 

26 Mayıs 2010

ankara'dan çok uzaktaki öğrencilerimizle...


11-17.30 arasında kısa bir yemek arası dışında tam beşbuçuk saat süren bir söyleşi, paylaşım... Strazburg Eğitim Ataşesi Abdurrahman Topal, Eğitim Koordinatörü Fadime Özdemir ve proje sürecinde zaman zaman desteğini aldığımız Ali Başaran öğretmenimiz, etkinlik süresince bizi hiç yalnız bırakmadılar. Çocuklarımız için hazırladığımız çalışma kağıtlarını onlar da yanıtladılar. Metinlerin içeriklerine bağlı olarak yönelttiğimiz kişisel sorulara bile içtenlikle yanıt verdiler. Fransa'daki genç Türk kuşağın durumuna, Türkçeyle ilişkilerine ait ilginç örnekler verdiler.

Çalışma karelerinden....








Orada bizimle bağ kuran öğrencilerimizin dillerini, yazılı iletişime oranla, umduğumuzdan çok daha iyi bulduk. Yine de zaman zaman sorularımızın ne anlama geldiği konusunda Ali Başaran'dan destek aldılar:)

Etkinliğe ilişkin ayrıntılı bilgi MEDYATÜRK sitesinde yer alıyor. Bu haber için, MedyaTurk Genel Yayin Yonetmeni Lokman Balkan'a teşekkür ediyoruz. O bizi, koordinatör Fadime Hanım'la birlikte etkinlik sonrası, "bato" ile Strasbourg turunda da yalnız bırakmadı.

Etkinlik için Deniz Hoca ve ben gitmiştik Strasbourg'a ama Nazan Hoca da aslında bizimleydi:)

Sevgili Arkadaşlarım,

Sizin yanınızda olamasam da inanın aynı heyacanı yaşıyorum. Oradaki çalışmanın çok güzel ve verimli geçeceğine inancım sonsuz.( Biraz da kıskanmıyorum değil hani.) Tüm emekleriniz için size tesekkürler ediyorum. Yolunuz açık olsun. İyi yolculuklar. Sevgiyle kucaklıyorum. Herkese selamlar.

Nazan Erdem

19 Nisan 2010

“Kim ne derse desin sözcükler hayatı değiştirir.”


“Kim ne derse desin sözcükler hayatı değiştirir.”

Ölü Ozanlar Derneği filminde en beğendiğim repliklerden birisidir bu. Sözcükler gerçekten de inanılmaz bir güce sahip... Çocuklardan çalışma kağıtlarına yanıtlar geldikçe onların bu güçlerini ne kadar iyi kullandıklarını görüyorum ve onlarla gurur duyuyorum.

Kendi ritimlerini bulmuşlar, buldukları bu ritimle başkalarının bulutunda gökkuşağı olmaya doğru yol alıyorlar.

Sevgili çocuklar, sözcükleriniz; her zaman sevgiyi, barışı, paylaşımı, başkalarının ritmine kulak vermeyi bilsin…

11 Nisan 2010

"kitap kokusu"



"Okuma tutkunları, kitap alamıyorum, okumaya vaktim olmuyor diyenin sudan bahanelere sığındığını bilir.

Yine bilir ki, beyni kitap kokusu alan adam, onu şeytanın elinden kaçırır.

Nice insan yaşamı boyunca bu kokudan yoksun yaşıyor. Oysa düşüncelerin, duyarlıkların besini kitaptır. Kitabın aşıladığı okuma tutkusu, insana beyinsel varlığını duyumsatıp özgüven kazandırır, ona umudun yollarını açık tutar." (Adnan Binyazar)

Adnan Binyazar Edebiyat Günü dolayısıyla okulumuzda ağırladığımız yazarlardan... "Kağıt Kokusu" yazısı üzerine, biz de okumaya dayalı heyecanlarımızdan söz edince, şu kısacık ama içimizi ılıtan e-postayı aldık kendisinden:


"İlginiz beni sevindirdi. Bu haberler, yıllarca sürdürdügüm öğretmenlik mesleğine inancımı daha da pekiştiriyor. Sizleri kutlarım.
Blogda beni ilgilendiren bir gelişmeyi ya da değişikliği bildirmenizden mutluluk duyacağımı belirtmeliyim.

Sevgiyle, esenlikle"

Adnan Binyazar

08 Nisan 2010

bavul...


“İki Dil Bir Bavul” filmini izleyince bu ismin bizim projeyi nasıl da kavradığını düşündüm bir an. Gerçekten çok hoş bir isim. İtiraf edeyim bu ismi düşünebilmiş olmayı çok isterdim. Düşünenlerin dillerine sağlık…

Strasbourg’daki öğrencilerimiz, anlayabildikleri iki dille yaşam yolculuklarına devam ederken kimbilir o bavulun içine neler sığdıracaklardır. Belki İstanbul’daki Kız Kulesi’ne karşı “ Seni seviyorum.” diyebilmenin özlemi, belki de Sen Nehri kıyısında en iyi dostunu beklemenin heyecanı…

02 Nisan 2010

projemiz Cumhuriyet'te...


"Fransızcayı Anlıyorum, Türkçeyi Hissediyorum" projemiz, 2 Nisan 2010 tarihli Cumhuriyet gazetesinde haber olarak yer aldı.


Not:
Bu haber proje ekibinden Deniz Hoca'nın katkısıyla yayınlandı. Ben kendisine, projenin "halkla ilişkiler müdiresi" diyorum. :) Hayriye

30 Mart 2010

dostlukla ve sevgiyle...


Bu dünyanın yaraları, ancak dostlukla ve sevgiyle, farklılıkların içindeki benzerlikleri görerek, benzerliğin içindeki farklılıktan rahatsız olmayarak sarılabilir. Kimbilir çalışmalarımızla sargı bezini bir kez de biz sararız yaraların üstüne.......

21 Mart 2010

kiraz ağaçlarının çiçeğe durduğu mevsimde...


Kiraz ağaçlarının çiçeğe durduğu mevsimde projenin son aşamasına gelmiş olacağız nerdeyse. Bunu düşününce projedeki çocukların kiraza benzediklerini düşündüm bir an. Ortak köklere sahip ama farklı dünyalarda meyve vermiş, dünyaya umutla bakan gencecik yürekler….

Onlar isterse dünyayı bile yerinden oynatabilirler.

23 Şubat 2010

yaşamın birkaç rengi...


Fransa'daki öğrencilerden aldığımız e-postaların genel niteliği, onlara yönelik metin seçimlerinde bize yol gösterdi. İletişim dilini daha rahat kurabileceğimiz metinler üzerinden yazışmaya karar verdik. Strasbourg'daki gençlere gönderdiğimiz ilk metinler:


1. Bağımsızlık, birey, gelenek, kök, ait olmak sözcüklerinin sizdeki karşılığını birer cümleyle yazar mısınız?

Yaşanacak başka korku kalmayınca mı, yaşanacak en güzel anı yaşadığını düşündüğünde mi, ihanete uğradığında mı, yoksa artık yaşamın hızla akıp gittiğini fark ettiğinde mi büyür insan? Bir an önce gelmesini istediğimiz mevsimler yaklaşınca korkarız büyümekten eski günlere sıcacık bir dost gibi sarılmak isteriz.

18 Şubat 2010

çizgilerin söylediği...


"Başlarken" alt başlığındaki son çalışmamızda, öğrencilerimizin, Selçuk Demirel'in çizgilerinde "edebiyat"ın izini sürmelerini istedik. Çizgilerin çağrışımında, sözcüklerin dünyasına dair neler görebileceklerini merak ettik. Öğrencilerimizin bazıları, her çizgi için bir değerlendirme yaptı; bazıları toplu bir bakışı yeğledi.

15 Şubat 2010

bisiklet ve yaşam...


Projede birlikte çalışacağımız öğrencileri belirleme aşamasında, onlara bazı resim ve metinler verdik. İsteğimiz, kendi metinlerini oluşturmalarıydı. Önce bir bisiklet...


Önlerinde bir bisiklet vardı ve bir tümce:

Aslında yaşam, bisiklete binmek gibidir; Çünkü ……